raped in bedroom

raped in front of boyfriend hotfile

raped in husband s presence fileserve

raped hotfile

ihwkenzimarie

raped in bathroom

LANETLİYORUZ!!!

LANETLİYORUZ!!!
BU KAÇINCI? ARTIK ANNELER AĞLAMASIN, EŞLER DUL KALMASIN, ÇOCUKLAR YETİM BÜYÜMESİN DEMEKTEN YORULDUK. YETER ARTIK… AYNI NUTUKLARI DUYMAKTAN YORULDUK… BU MİLLET BUNLARI HAK ETMİYOR… BU HAİN SALDIRILARI LANETLİYOR, ŞİDDETLE KINIYOR, ŞEHİTLERİMİZE ALLAHTAN RAHMET DİLİYORUZ… TÜM MİLLETİMİZİN BAŞI SAĞ OLSUN!!!

Categories: Fotoğraf | Leave a comment

ADRES DEĞİŞİKLİĞİ

Derneğimiz yeni adresine taşınmıştır.
SANCAKTEPE MAH. BİRLİK CAD.No6 FERA İŞ MERKEZİ, Kat 1,No19-BAĞCILAR
TEL.0212 435 2822-23; Web Sayfası:rumelibalkander.org; e-posta:info@rumelibalkander.org

TÜM HEMŞEHRİLERİMİZİ DERNEĞİMİZE MUTLAKA ÜYE OLMAYA DAVET EDİYORUZ. SESİMİZİN DAHA GÜR ÇIKMASI, TOPLUMDA DAHA ETKİN OLABİLMEMİZ İÇİN DERNEĞİMİZE VE FEDERASYONUMUZA SAHİP ÇIKALIM. DERNEĞİMİZİ ZİYARET EDİN, ÖNERİLERİNİZİ, DÜŞÜNCELERİNİZİ VE PROJELERİNİZİ BİZİMLE MUTLAKA PAYLAŞIN!

Categories: Duyurular | Leave a comment

BULGARİSTANDAN ZORUNLU GÖÇ’ÜN 20.YILI PANELİ

ZORUNLU GÖÇ’ÜN 20.YILI ANMA ETKİNLİKLERİ İSTANBUL’DA YAPILDI

Rumeli Balkan Federasyonu koordinatörlüğünde Derneğimizce organize edilen ” ZORUNLU GÖÇÜN 20. YILI ANMA ” Etkinlikleri hafta sonu(10.10.2009 Cumartesi) İstanbul’da gerçekleştirildi.

Etkinlik saat 11.00′de Galatasaray Lisesi önünden Taksime yürüyüş ile başladı. Ellerinde Türk Bayrakları ile katılan Federasyon’a bağlı Balkan Türkleri Dernekleri yöneticileri ile üyeleri İstiklal Caddesinden alkışlar eşliğinde Taksim Meydanı’na doğru yürüdü. Taksim Atatürk Anıtına Federasyonun çelengi Federasyon Başkanı Süheyl Çobanoğlu tarafından konuldu. Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından basın açıklaması Rumeli Balkan Federasyonu Başkanı Süheyl Çobanoğlu tarafından yapıldı.

FOTĞRAF SERGİSİ GEZİLDİ, PANEL DÜZENLENDİ

Taksim Atatürk Anıtına Çelenk konulması ve basın açıklamasının ardından, Bağcılar Belediyesi Kültür Merkezi Binası’nda “Zorunlu göç Fotoğraf sergisi” gezildi, ardından panel düzenlendi. Buradaki etkinliklerde ise Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili ve MHP İstanbul Milletvekili Dr. Meral Akşener, Bulgaristan Parlamentosu HÖH Milletvekili Av. Remzi Osman, İstanbul ve çevre illerden aydınlar, Dernek Başkanları ve federasyon üyeleri hazır bulundu. Panelde açılış konuşmasını Federasyon Başkanı Süheyl Çobanoğlu yaparken, göç mağdurları adına Dernek Başkanımız Av. Hüseyin Baskın ile Balkan Rumeli Göçmenleri Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı Sn. Mesut BAŞKIR yaptı.

Bilahare sahneye davet edilen konuklarımızdan BAĞCILAR Belediye Başkan Yardımcısı Sn. Yavuz SUBAŞI ve Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketinin Kırcaali milletvekili Sn. Remzi OSMAN etkinliklerle ilgili görüş ve düşüncelerini paylaştılar. T.B.M.M. Başkan Vekili Sn. Meral AKŞENER Hanımefendinin tamamen siyaset dışı içten ve samimi yaklaşımı ve acıları paylaşan konuşması salonda uzun zaman coşkuyla alkışlandı.

Prof.Dr. Mustafa ERDAL’IN oturum Başkanlığını yaptığı geniş katılımlı panelde Panelistlerden Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın Türk Bulgar ilişkilerini stratejik açıdan ele alarak farklı bir bakış açısıyla çok nitelikli bir sunum yaptı. Gazeteci yazar Mehmet TÜRKER ise zorunlu göç döneminin acı hatıralarını solonda bulunan göç mağdurlarıyla paylaşarak samimi bir aile sohbeti tadında hoş bir biçimde anlattı.

Panelin bitiminde konuşmacılara ve Rumeli Balkan Federasyonunun logosunun tasarımcısı olan Sn. Utku Başkır’a , Sn. Remzi OSMAN , BALGÖÇ Genel Başkanı Prof. Dr. Emin BALKAN , Süheyl ÇOBANOĞLU ve Sultangazi Belediye başkan Yardımcısı Nurgün GÜNGÖREN tarafından teşekkür plaketleri sunuldu. Son olarak ta İzmir’den gelerek toplantıya katılan Bulgaristanlı Türk ressam Enbiya ÇAVUŞ tarafından eserlerini içeren üç adet kitap Sn. Remzi Osman, Özcan PEHLİVANOĞLU, Sn. Süheyl ÇOBANOĞLU’NA takdim edilmesiyle toplantı sona erdi. Etkinliklerde emeği geçen tüm üyelerimize, Federasyonumuza ve Bağcılar Belediyesine teşekkürlerimizi bir borç biliriz.

Rumeli Balkan Federasyonu Gen.Başk.Yardımcısı Av.Hüseyin Baskın’ın Konuşması

Değerli konuklar,

Bağcılar Rumeli Balkan Türkleri Dayanışma ve Kültür Derneği’nin Rumeli Balkan federasyonu koordinatörlüğünde düzenlediği Bulgaristan’dan Zorunlu Göçün 20.yılı Panel ve Anma toplantısına Hoş geldiniz.

Bu gün burada hazır bulunan birçok insanımız gibi ben de 1973 yılında Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç edip gelen bir kardeşinizim.Bugün ele aldığımız Bulgaristan’da Türklere uygulanan asimilasyon politikaları benim bulunduğum dönemde de uygulanmakta idi.İlk okula başladığım 1959 yılında Türk Azınlık okulları kapatılıp Bulgar Milli Eğitimine bağlanmıştır.Bu dönemde okullarda okutulan Bulgar Tarihinin 3/2′lik bölümü 550 yıllık Osmanlı Hakimiyeti döneminde Bulgarlara yapılan sözde mezalimler anlatılıyor ve genç beyinlere sürekli Türklere karşı düşmanlık aşılanarak Bulgar milliyetçiliği besleniyordu.Ana dilde Türkçe eğitim haftada bir-iki saat ve seçmeli ders olarak Okutuluyor.Çocukluğumdan itibaren hatırladığım Bulgaristan’da Türklere Büyük şehir ve Kasabalara yerleşmesinde,İş bulmada,Eğitimde ve kısaca yaşamın her alanında ayırımcılık yapılıyordu. Ben kendimi bildiğim günden itibaren hep bir gün mutlaka göç etmek mecburiyetinde kalacağız diye evde eşyalarımız sürekli paketlenmiş ve göçe hazır bir vaziyette bekletildiğini hatırlıyorum.Böyle bir ortamda okumak,geleceğini düşünmek,rahat,mutlu ve huzurlu olmak mümkün müdür? Nihayet 1973 yılında ailem ile birlikte ben de Muhacirliği yaşadım.Türkiye’ye geldikten sonra İstanbul Üniversitesi’nde okudum,Bulgaristan’da hayal dahi edemeyeceğim birçok imkana kavuştum,bundan dolayı Ana Vatanıma Türkiye Cumhuriyetine ,minnet ve şükran duyguları ile dolu olduğumu ifade etmek isterim.

1989 Zorunlu Göçünden önce Bulgaristan’la 1968 yılında Göç Antlaşması yapılmış,buna göre 1978 yılına kadar Türkiye’ye toplam 130.000 Türk göç etmiştir.Ancak bu göçün de nüfusu sürekli azalan Bulgaristan’daki Bulgarların nüfus sorununu çözemediğini düşünen Bulgar Komünist Yönetimi 1984 yılında tekrar Türklere karşı asimilasyona hız vermiş ve yukarıda sayılanların çok daha fazlası yapılmaya başlanmıştır.1985 yılının Mart ayında olaylar doruk noktasına ulaşmış,bu tarihten itibaren Türk ve Dünya kamuoyu, Bulgaristan’ın ülkesinde yaşayan Türkleri toptan yok etmeye yönelik yeni bir hareketin başlatıldığına şahit oluyordu,20′ci Yüzyılda ve dünyanın gözü önünde.

Olaylar kısaca şöyle gelişmişti:Türklerin adları zorla Bulgar adları ile değiştiriliyor,Türklerin Dini ve Dili yasaklanıyor,Kültürel değerleri ve Milli benlikleri yok edilmeye çalışılıyordu.Yaşadıkları köyler, kasabalar,hatta mezarlıkları yıkılıyor ve direnen Türkler öldürülüyordu.1985 Mart ayına kadar bu uygulamalar sırasında en az 2.500 Türkün öldürüldüğü tespit edilmiştir. Prof.Dr.İbrahim T.Tatarlı’nın araştırmasına göre 11.02.1984′de Bulgar İçişleri Bakanı Dimitar Stoyanov’a göre “880.000 Türkün adının Bulgar isimleri ile değiştirildiği”,oysa gerçek rakam iki milyon civarındadır.” Belene adasındaki tecrit kampına da 423 Türkün sürüldüğü”açıklanmış,oysa Bulgarların bu amaçla kurdukları Bulgaristan genelinde birçok özel kampın daha bulunduğu bilinmekte ve her birine yüzlerce Türkün daha gönderildiği belirtilmektedir. Bu dönemde Türkiye genelinde Basın,bütün ilgili STK,milyonlarca Bulgaristan göçmeni ve halkımız ayağa kalkmış,olayları kınıyorlardı.Ben de İstanbul Beyazıt’ta Balkan Türkleri Genel Merkezinde Başkan Yardımcısı olarak görev yaparak arkadaşlarımla birlikte ,Bulgaristan’dan değişik kaynaklarla derneğe ulaşan bilgi ve belgeleri yetkililerle,basın kuruluşları ve kamuoyu ile paylaşıyor ve değişik etkinlikler ve basın toplantıları ile konuyu bu gün olduğu gibi gündemde tutmaya ve kardeşlerimizin çektiği acı ve sıkıntıları anlatmaya çalışıyorduk.Ancak gelen haberler ve yaşananlar korkunçtu, yapılanlara 131 Bulgar aydını da karşı çıkıp,itiraz etmişler ve Türklere nasıl asimilasyon yapıldığını bütün dünyaya bir Deklarasyonla duyurmuşlardı.

Türkiye de olaylara karşı Bulgaristan’a art,arda Notalar vererek konuyu Uluslararası Forumlara taşıması ile başta BM ve AB olmak üzere bütün dünyaya duyurmuştur.Bu olaylarla ilgili bu yıl Türkiye’yi ziyaret eden ve basında da yer aldığı üzere eski Bulgar Cumhurbaşkanı Dr.Jelio Jelev “Bulgaristan Türkleri şiddete baş vurmaksızın özgürlük ve gasp edilen haklarının iadesi için,binlerce kişi gösteriler yapıyor,açlık grevlerinin biri bitiyor,biri başlıyor,çalışmıyor ve direnişte kararlı olduklarını gösteriyorlardı.Bundan sonra sıkışan Komünist Lider Todor Jivkov “Sınırları açıyorum”demesine rağmen 1989′da Türklere uygulanan Zorunlu Göçtü.Bu olaylar Bulgaristan’a Uluslararası arenada güven ve prestij kaybettirdi,ülkenin alnındaki utanç lekesiydi.Kimse Bulgaristan’la alış-veriş yapmak istemiyordu.İnsan Hakları Forumlarında nelerin yapılmaması gerektiği konusunda Bulgaristan örneği verilirdi”demektedir.

Yani 1984-1989 yılları arasında 20′nci yüzyılın en büyük insanlık trajedilerinden birinin yaşandığı Bulgaristan’da buna maruz kalan Türkler silah alıp dağa çıkmadılar,bu ülkenin askerini,milisini,öğretmenini,yaşlısını,gencini, öldürmediler.Devlet binalarını,araçlarını yakmadılar bu ülke topraklarında ayrı bir bayrak ve devlet talepleri de yoktu.Bu ülkenin yasalarına uyarak Sadece özgürlük istediler,gasp edilen haklarının iadesi için mitingler düzenlediler,Milli Kimliklerini istediler”Ne Mutlu Türküm diyene” haykırarak yürüdüler,açlık grevleri yaptılar,çalışmadılar,anayasal hakları olan ana dillerini konuşmak ,örf ve adetlerini yaşamak,insanca yaşamak için direndiler.Bu barışçı,dünyanın takdirini kazanan onurlu bir direnişti,Selam olsun bunu sağlayan kardeşlerimize ve Türkün onurunu kurtaran o kahramanlara.

Gerçekten,bu barışçı direniş dahi yetmişti.Bulgar Yönetiminin bu çılgınca hareketi neticesinde Bulgaristan’ın ekonomisi ağır bir darbe yemiş,ülke büyük bir politik,ekonomik ve kültürel buhrana girmiş.Türklerin direnişi ile ülkede binlerce baş hayvan yitirilmiş,tarım ürünleri tarlalardan toplanamaz olmuş,Türklerin bölgelerindeki birçok sanayi müessesesi çalışmasını durdurmak zorunda kalmıştır.Birkaç ay sonra Berlin Duvarının da yıkılmasıyla 10 kasım 1989 tarihinde olaylar Totaliter Rejimin de sonunu getirmiş ve Türklere karşı asimilasyon politikası yürüten Komünist Lider T.Jivkov İktidardan düşürülmüş ve ülkede demokratikleşme süreci başlamıştır.

Bulgaristan’ın Türklere 1989 yılında neden zorunlu göç uygulandığını anlayabilmek için Bulgaristan’ın Kuruluşuna kadar tarihi süreçte gitmek gerekmektedir.(Daha fazla bilgiye ulaşabilmek için konu ile ilgili tarafımızdan hazırlanan bir kitapçık dağıtılmıştır). Bulgaristan Devleti 1878 Berlin Antlaşması ile Rusların talebi ve batılı ülkelerin desteği ile bir Krallık olarak kurulmuş ve siyasi hayatına başlamıştır.Daha sonra çok partili sistem,1.Dünya savaşından sonra kısa bir süre Faşist İktidarı dönemi ,2.Dünya Savaşından sonra ve zorunlu göçün uygulandığı 1989 yılına kadar Komünist dönemde,yaşadığı çok farklı siyasi rejimler zamanlarında Türklere ve Müslümanlara uygulanan Savaş zamanlarında imha,diğer zamanlarda baskı ve zulüm ile göçe zorlama politikaları hiç değişmemiştir.Ekseriyeti Müslümanların yaşadığı topraklarda bir Hıristiyan Slav Devleti kurabilmek için başta Ruslar,Balkan Savaşlarında da galip devletler Türk ve Müslümanlara tam bir SOYKIRIM(imha hareketi) uygulamışlardır.(Amerikalı Tarihçi Prof.Justin McCarthy’ye göre 1877-78 savaşında 300.000 Türk öldürülmüş,1.253.000 kişi zorla göç ettirilmiş,bunların yarısı da göç sırasında ölmüştür.Yine Balkan Savaşlarında bütün Osmanlıdan ele geçen bölgelerde Müslümanların sayısı toplam 1.445.179 kişi eksilmiştir,(Müslüman nüfusun %62′si).Sadece Bulgaristan’da kalan bölgede 148.556 kişi imha edilmiştir).

20 Yüzyılın en acı göç olayı 1989′da Bulgaristan’da ülkesinde yaşayan Türklere uyguladığı Zorunlu Göçtür.Bulgaristan’da resmi istatistikle göre bu göçten önce 850.000 Türkün yaşadığı belirtilmekte iken,(1989′da 500.000 kişi göçe zorlanmış)göçten sonra demokratik süreçte yapılan istatistiklere göre Bulgaristan’ın toplam nüfusu 7.761.049 kişi,Türklerin sayısı ise 840.000 olarak verilmektedir,oysa gerçekte araştırmacılara göre bu sayı bir buçuk milyon kadar olduğunu belirtilmektedir.

Bu gün”komşularıyla sıfır sorun politikası izleyen” ülkemiz ile Bulgaristan arasında iyi komşuluk ilişkileri yanında,Bulgaristan’da Türklere karşı aşırı sağcı grupların artan saldırgan tavır ve ırkçı tutumları ile giderek endişe verici boyutlara ulaştığını görmekten üzüntü duymaktayız.Bunun yanında iki ülke arasında var olan birçok sorun hala çözüm beklemektedir.Örneğin,İki ülke arasındaki mülkiyet meseleleri,Müftülük,Vakıf malları,Türkiye’ye göç edenlerin sosyal hakları ve diğer Sorunlar ayrı ayrı ele alınıp iyi niyetle,bu konuda faaliyet gösteren ülkemizdeki STK’nın de desteği ile sorunları Milli Mesele haline getirilerek Antlaşmalara göre çözümlenmesini öneriyoruz.Yine bütün Balkan ülkelerinde bulunan,ancak ülkemizde hala kurulamayan bir Balkan Araştırma Enstitüsü’nün İstanbul’da acilen kurulmasını istiyoruz.

Zorunlu göçü yaşayan kardeşlerimiz,20 yıl geçmiş olmasına rağmen yaşadıkları travmanın izlerini hala taşımaktadırlar.Bu Soydaşlarımızın çektikleri acılar,uğradıkları maddi ve manevi zararın telafisi imkansızdır.Türkiye yaşadığı ekonomik sıkıntılara rağmen,bütün gücünü seferber ederek,gelen kardeşlerimizi bağrına basmış ve her türlü desteği sağlamıştır,yapılanlar için kardeşlerimiz adına Devletimize teşekkürü bir borç biliyoruz.Bütün güçlüklere rağmen Yüzyıllarca Bulgaristan topraklarında yaşam mücadelesi veren kardeşlerimizi buradan selamlıyor,acılarını paylaştığımızı,bulundukları yerlerde özgürce,barış ve huzur içerisinde yaşamalarını diliyor ve Bulgaristan’dan 1989 Zorunlu göçünü unutmadık,unutturmayacağız,diyor hepinize saygılar sunuyorum.

10.10.2009

Av.Hüseyin BASKIN
Rumeli Balkan Federasyonu Gen.Başk.Yardımcısı

——————————————————————————–

BULGARİSTAN’DAN ZORUNLU GÖÇÜN 20.YILDÖNÜMÜ

Rumeli Balkan Federasyonu öncülüğünde Bağcılar Rumeli Balkan Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından 10.10.2009 tarihinde “Bulgaristan’dan Zorunlu Göçün 20.Yılı anma toplantısı düzenlenmiştir.Balkan Rumeli Konfederasyonu’na bağlı Federasyonlarımızdan BURSA ve EDİRNE’ den sonra tertiplediği üçüncü etkinlik İSTANBUL’ da faaliyet gösteren Federasyonumuz tarafından uygulanmaktadır.SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ olarak Rumeli,Balkan Derneklerini bir çatı altında toplayan ve amaçlarından bir kısmı Balkanlar ve Balkanlarda halen ve tarihte yaşanan olaylar,uygulanan mezalim ve göçe zorlama Politikaları ile toplantının konusu olan Bulgaristan’dan 1989 yılında yaşanan Türklerin Zorunlu göçü, olaylar ve tarihsel süreç açısından ele alınmıştır.

Bulgaristan devlet olarak 1878′de dünya sahnesine çıktığı tarihten itibaren,ülkeyi kurduran iradenin isteklerine uygun asırlarca beraberce barış içinde yaşadıkları ülkesindeki Türk ve Müslümanlara karşı savaş zamanlarında soykırım ve tehcir,diğer zamanlarında ise (din değiştirmeye zorlama dahil)dini baskı,ana dillerini yasaklama,örf adetlerini yasaklama, milli benliklerini yok etme ile göçe zorlama siyasetini sürekli uygulamıştır. Bulgaristan Devleti ülkesinde yaşayan Türklere Zorunlu göçün sonuncusu bugün 20.yılını anmakta olduğumuz 1989 yılında uygulamıştır. Oysa 550 yıllık Osmanlı hakimiyeti döneminde Osmanlılar aynı siyaseti Bulgarlara uygulamış olsalardı,acaba bugünkü Bulgarlar milli benliklerini muhafaza edebilirler miydi ?Yine kendileri yapmadıkları gibi,1870 yılında Ortodoks Rum Patrikhanesi’nin baskı ve asimilasyonundan korunmak için kendi talepleri üzerine Osmanlının Başkentinde Bulgar Milli Kilisesini kurarak İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesinden ayrılmaları sağlanmıştır. İstanbul’da Bulgar Eksarhlığı ,Bulgar Hastanesi ve Kiliselerine bağlı Bulgar okulları ve Bulgaristan topraklarında da okullar kurulmuş ve faaliyet göstermiştir.Dönemin Padişahlarının Fermanı ile Manastır ve Kiliseler yapılmış ve bunlara mülkler tahsis edilmiştir.Kendi iddialarının aksine Milli benlikleri muhafaza edilmemiş olsaydı,bugün o topraklarda Bulgar varlığından söz edilebilir miydi ?

Bulgaristan Devleti 1878 Berlin Antlaşması ile Krallık olarak kurulmuş ve siyasi hayatına başlamıştır.Daha sonra çok partili sistem,1.Dünya savaşından sonra kısa bir süre yaşanan Faşist İktidarı dönemi geçirmiş,2.Dünya Savaşından sonra ve zorunlu göçün uygulandığı Komünist dönem 1989 yılına kadar,yaşadığı çok farklı siyasi rejimler zamanlarında Türklere ve Müslümanlara uygulanan baskı ve zulüm uygulamaları ile göçe zorlama politikaları hiç değişmemiştir.Ülkesinde yaşayan Türklere 1989 yılında

1 neden zorunlu göç uygulandığını anlayabilmek için Bulgaristan’ın kuruluşuna kadar tarihi süreçte gitmek gerekmektedir.Bu dönemde Osmanlı ile yaşanan ve mağlubiyeti iye sonuçlanan iki büyük savaşta, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı ile 1912-1913 Balkan Savaşlarında ve diğer zamanlarda yaşananların ve göçlerin de bilinmesi gerekmektedir.

Amerikalı Tarihçi Prof.Justin McCarthy “Ölüm ve Sürgün” adlı eserinde esas Türklerin Ruslar tarafından soykırıma uğratılmasının başlangıç tarihi 1774 yılında Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasında imzalanan ve Ruslara Osmanlı İmparatorluğu içindeki Ortodoks tebaanın hamiliğini sağlayan Küçük Kaynarca Anlaşmasına kadar gittiğini söylemektedir.”Bu tarihte Ruslar Türk Kökenli budunların soyundan gelen Kırım Tatar Hanlığı’nı 1771 yılında istila ederek Rus bağımlılığına girmek zorunda bıraktılar.1774 tarihli anlaşma ile Osmanlılar,Kırım üzerindeki egemenliği yitirdikleri gerçeğini kabul ederek Rusların onaylayacağı bir Han’ın yönetimi altında bağımsız bir devletin varlığını tanıdılar.Ruslar Kırım Hanlığı topraklarına daha önce Osmanlı ülkesinden geldiğini iddia ettikleri Hıristiyan’ları (aslında Ruslarca örgütlenmiş askeri birliklerdi) yerleştirmeye başlayınca,Tatarlar yeni Han’a karşı ayaklandılar,Rus güçleri Tatarlara karşı saldırıya geçerek Kefe’yi ve diğer Kırım kentlerini yaktılar,bu kentlerdeki yüzlerce ayaklanmış Tatarı,eşleriyle ve çocuklarıyla birlikte,kıyımdan geçirdiler.Kaçabilenler dağlarda sürek avı yürütülürcesine izlendi ve oralarda öldürüldü.Kırımın bağımsızlığı ancak 1783′e kadar sürebildi ve o yıl Kırım’ın Rusya’ya katıldığı ilan edildi.

Rus egemenliğinden kaçmak arzusuyla,Kırım’dan ve bitişik bölgelerden Osmanlı İmparatorluğu bölgesine ve Balkanlara Tatar göçü 1772′de başladı ve hakkında pek az şey bilinen göçmenlerin sayısı 100.000′i geçtiği bilinmektedir.Daha sonra,geride kalmış Tatarlar da Rus yönetiminin çeşitli baskıları sonucu ve özellikle kendilerine ait ve atalarından kalma geniş mülklerinin zapt edilmesi suretiyle yurtlarından göç etmeye zorlandılar.1854-56′daki Kırım Savaşında, Ruslar Tatarların Osmanlılar ve müttefiklerine yardım ettiği bahane ederek kalan Tatar köyleri de talan edildi,yakma yıkma tehditleri savruldu ve birçok insan öldürülüp,diğerleri de kaçmak zorunda bırakıldı.Bu dönemde Bilinmeyen sayıda insan da Rusya’nın iç bölgelerine sürgün edildi.Savaştan hemen sonra Rus hükümeti artık bu topraklarda Tatar varlığını istemediğini ve kalanları da göçe zorladı.Son Göçlerle Kırım artık bir Müslüman ülkesi olmaktan çıkmıştı.1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasından 1800′lere kadar devam eden zamanda en azından 500.000 yakın insan topraklarını Slav’lar ve diğer Hıristiyan’lar tarafından işgal edilmek üzere bırakarak,göç etmişlerdi.Bu şekilde Ruslar yayıldıkça Kafkaslardaki Müslüman varlığı da sürekli azalıyordu.Ruslar Tatarlara karşı başlattıkları bu uygulamayı,çok daha azgın bir şekilde Balkanlardaki diğer Türk ve Müslümanlara karşı da sürdürdüler”.

2 1877-1878 OSMANLI RUS SAVAŞI:

Diğer yandan Fransız İhtilali ve sonra gelişen milliyetçilik cereyanları ve bazı durumlarda Osmanlı mahalli idarecilerinin kötü yönetimi neticesinde Sırp,Hırvat,Rum,Bulgarların da bundan etkilenip Türk ve Müslümanlara karşı yaptıkları mezalim neticesinde sadece 1806-1812 yılları arasında 200.000′e yakın Müslüman,muhacir durumuna düşmüştür.1828-1829 Osmanlı Rus savaşında, Rus ordusunun geçtiği Samokovçuk,Varna,Silistre ve Trakya’daki işgale uğrayan diğer bölgelerde Müslümanlar katliamdan kaçabilmek için dağlara ve ormanlara sığınmışlar ve arabalar üzerinde günlerce beklemek zorunda kalmışlardır.Gördükleri zulüm ve yağmalar neticesi eski vergilerini bile ödeyemez duruma düşmüşler ve bütün Güney Trakya Türkleri bundan etkilenip,yerlerini ve yurtlarını bırakarak İstanbul’a kaçmaya başlamışlardır.

İçe dönük göç meselesinde bilhassa Kırım Savaşı sonrasında 1856-1865 yılları arasında yaklaşık iki milyondan fazla göçmenin gelmesi,devletin yaşadığı zorlukları anlamak için yeterli bir rakamdır.(Göç-H.Yıldırım Ağanoğlu-s.32)

“93 harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşına yol açan neden 1876′da Sırbistan’ın yenilmesi ve Rusların kışkırtmalarıyla çıkartılan Bulgar isyanının Osmanlılarca bastırılması Rusya’yı rahatsız etmiştir.Rusya’nın planı Balkanlarda Osmanlı Ülkesini kendine yandaş küçük,özerk Hıristiyan devletleri arasında bölmek,ancak Rusya, İngiltere’nin de desteğini alarak Osmanlı hükümetini buna razı edemeyince ve baskılar da işe yaramayınca 24.04.1877′de savaş ilan etti.Tuna’yı 22.06.1977 tarihinde geçen Rus ordusu,Dobruca’yı geçerek ilerlemeye başladı,ancak Silistre’yi tutan Türkler Bulgaristan’ın Kuzeydoğusunu ellerinde bulunduruyorlardı.Osmanlılar güneyde savunma cephesi hattı olarak Balkan Dağlarını esas almışlardı.Plevne’nin 10 Aralıkta düşmesi ile bütün durum değişti,savaş çok hızlı seyretti Sofya 4 Ocakta,Tatar Pazarcık 14 Ocakta,Filibe 17 Ocakta ve Edirne 20 Ocakta düştü.Şumnu,Varna ve Burgaz’daki kaleler ve birlikler,her ne kadar savaşın sonucunu etkileyememiş iseler de,silah susturma anlaşmasından çok sonra teslim olmuşlardır.Savaşların çoğunda,yanlardan birinin kısa sürede yengi kazanması,sivil halkın başına gelen ölüm olaylarının olabildiğince düşük düzeyde kalması anlamına gelir. Ancak 1877-1878 Rus- Türk savaşında böyle olmamıştır,Bulgaristan’ı ele geçiren Rus Fatihlerin amaçları, Müslüman ahalinin yığınsal kayıplara uğramasını kaçınılmaz kıldı.Çünkü ekseriyeti Müslüman olan topraklarda Hıristiyan bir devlet kurulması hedeflenmişti.Savaş büyük çapta bir Müslüman kıyımına sebep olmuş ve işgal altına giren bölgelerin halkından birçok insanın da muhacir konumuna düşmesi ile neticelenmiştir.Rus istilasının daha ilk günlerinden başlayarak,Rus birlikleri savunmasız Türk ahaliyi öldürmeye girişmişlerdir.Rus vahşetinin kayıtları yalnızca Türk sığıntıların anlattıklarından ibaret kalsaydı,her ne kadar binlerce tanığın anlatımı kanıt niteliğinde mutlaka bir ağırlık taşıyacak ise de,vahşetin inkarı belki mümkün olabilirdi.

3 Ne var ki Rus askeri birlikleri tarafından yapılan sivil ahali kıyımlarına ilişkin kanıtların çoğu,çatışmaları gözlemlemiş ve bu savaş sığıntılarıyla konuşup onlara sorular sormuş bulunan Avrupa ülkelerinin temsilcileri,basın mensupları, Kızılhaç temsilcileri, yansız kişilerden ve Osmanlı görevlilerinin (kendi üstlerine) gönderdikleri resmi raporlardan gelmektedir.Ayrıca Saldırılara uğramış olup sağ kalabilenler,kendilerine saldıranların Rus askerleri olduğunu açıkladıktan başka,görülen yaraların türü de saldırganların Rus askerleri olduğunu belli ediyordu.Savaşı gözlemleyen Avrupa basının muhabirleri (kendi gazetelerinde) Rus askerlerinin Müslüman köylülere ve yola düşen sığıntılara karşı eylemlerini bildirmişlerdir.Hatta 20 Temmuz 1877 tarihine olduğu gibi bir çok gazete muhabirin bir araya gelerek gördüklerini ve tanıklık ettiklerini yazılı olarak Şumnu’da belgelemişlerdir.Müslüman ahalinin katilleri çoğu kez Rus askerleri olduğunu,meydana gelen yaralanmaların türünden çoğunun süvari mızraklarından başka bir nesne ile açılmış olamayacak yaralar,sığıntıların anlattıklarının gerçekliğine tanıklık ediyordu.Bazı eylemlerden sorumlu kişiler,tüm bir birlik halinde köylere saldırıp kıyıma girişen Rus ordusu ve onların silahlandırdığı Bulgarlar idi.Görünüşe bakılırsa Rus birliklerinin yaptığı insan öldürmeler,ırza geçmeler ve yıkım,tümüyle,Rus komutanlarının verdiği emir (belgesel kanıt bulunamamışsa da ) üzerine olmuştur.

Rusların sivil halkı kıyımdan geçirmeye girişmelerinin ardında yatan başlıca amaç,Türk köylüler arasında dehşet salmak ve onların,ilerleyen Rus ordularının önü sıra kaçmalarını sağlamak idi.Böylece onlar Osmanlı ordusunun ayağına dolanacaklardı.Bunu gerçekleştirmekte Ruslar pek başarılı oldular, sürüler halinde Türk sığınmacılar, yolları kapladılar ve birliklerin harekatı sırasında,onların arasına karıştılar.Cepheye asker ve malzeme taşınmasında kullanılabilecek tren vagonlarını,Müslüman sığıntılar doldurdu.Plevne’de Osman Paşanın giriştiği son kuşatmayı yarma saldırısı ve düşman arasından geçerek kaçabilme konusundaki son şansı,savaş alanına yığılan Müslüman sığıntılar yüzünden,öncü birliklerine takviye gönderilemeyince,yok oldu gitti. Yerinden yurdundan kaçan Müslümanlar,Osmanlı ordularının harekatını engelledikten başka,kalmaları halinde Rusların cephe arkasını ve ikmal yolarını,çete savaşı verebilecek Osmanlılara karşı güvenceye aldı.Daha önemlisi ülkenin ekseriyetini oluşturan Müslümanlardan temizlenmesi,savaş sonrasında ezici çoğunluğu Slav halktan oluşan bir Bulgaristan’ın ortaya çıkmasını sağladı. Bulgaristan Türklerine saldırılması,burada tüm Müslümanların varlığına son vermek için kullanılan yöntemler,Rus askeri politikasının pratik,bilinçli ve acımasız bir amacı idi. Rus ordusundaki en uygun güç,Rus Kazaklardı.

Kazakların yöntemleri Kafkasya savaşları sırasında gelişiminin en üst noktasına ulaştırılmıştı. Kazaklar uzun zamandan beri “Kirli savaşları” yapmanın ustası idiler ve sivil ahaliye karşı girişilecek harekatta,son derece oynak bir süvari gücünde bulunan bütün yararlı niteliklere sahiptiler.Bu onlara,Balkanlar üzerindeki Rus emellerini gerçekleştirilmesi için pek etkin bir araç niteliği kazandırıyordu.

1876′da Osmanlı verilerine göre 1878′de ayrı bir devlet olarak kurulduğu topraklarda yaşayan Toplam Nüfus 3.310.400 idi,bunların 1.800.000 Müslümandır,(Osmanlı döneminde dine göre tasnif yapılmıştır,bu rakamın içinde Türklerdin dışında diğer Müslüman topluluklar da yer almaktadır) yani toplam nüfusun %54′ünü teşkil etmekte,Bulgarlar ise %45 nispetindedir.Böyle bir nüfus yapısına sahip olan coğrafyada Rusların hedefi olan Slav-Hıristiyan devleti kurmak için tıpkı Kafkasya’da Müslümanlara yaptıkları gibi gerekli olan cinayetlerin ve dehşet saçmanın bir karışımını uygulamaya koydular.Bu sayede Müslümanlar ya hemen öldürülecek,ya da öldürülme korkusu ile yurtlarından kaçırılacaklardı.

raped japanese

j cup hitomi fucking

raped in bed

turning boxes threade lids

raped in house

raped in woods

raped in front of her husband

Büyük şehirlerde Diğer Devletlerin Büyükelçi,Konsolos ve batılı gözlemcileri ile Kızılhaç temsilcileri ve basın mensupları bulunduğundan,farklı kıyım ve göçe zorlama yöntemleri uygulanmıştır.Ancak çoğunluğu kırsal kesimdeki kasaba ve köylerde yaşayan ve geniş çiftliklere sahip Türklere yönelik Rus-Kazak saldırıları çoğu kez yörenin Bulgar köylülerin işbirliği ile yapılmıştır.Kazaklar kimse kaçmasın diye kasaba ve köyleri kuşatmaya alıyor,Türklerin elindeki silahlar alınıp Bulgarlara veriyor ve hep birlikte talan ve kadın,çocuk,yaşlı demeden tüm sivil Müslümanlar kıyımdan geçiriliyordu, kurtulabilenler perişan bir vaziyette kaçıyorlar.Bütün altın para ve değerli eşyaları gasp edildiği gibi,geri dönme ihtimaline karşı bu ümitlerini de yok etmek için evleri,çiftlikleri yakılıp yıkılıyor bazen insanları ev ve samanlıklara doldurup onlarla birlikte yakıldığı batılı gazeteci ve gözlemciler tarafından tespit edilerek duyurulmuş ve kayıt altına alınmıştır.Bundan dolayı 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı Rus ordusu tarafından Müslüman ve Türklere karşı işlenen cinayetlerle soykırım halini almıştır.Harp sırasında 300.000 Müslüman ve Türk, Rus ordusu ve onların teşvik ettiği ve silahlandırdığı bir kısım Bulgar çeteciler tarafından katledilmiş,Sivil halktan 1.253.00 kişi de muhacir konumuna düşürülmüş ve asırlarca yaşadıkları yurtlarından sürülmüştür.Göç eden Müslüman nüfusun yarısı göç sırasındaki saldırılar, baskı,yağma ve zulüm, açlık,salgın hastalıkları ve buna hazırlıklı olmayan Osmanlı devleti topraklarında sığındıkları memleketlerdeki zor yaşam şartlarından hayatta kalabilmiştir.Türklerin göçü bu ülkeden sonraki yıllarda da devam etmiş 1880′de 200 bin,1893′de 11 bin,v.s. bu güne kadar devam etmektedir” (Kaynakça:Bulgaristan’daki Türk varlığı ve Türk Göçleri -Prof.Dr.İbrahim T.Tatarlı,Ölüm ve Sürgün Prof.Justin McCarthy).

BALKANLARDA İSTİKLAL HAREKETLERİ:

Osmanlı-Rus harbinde muhacirlerin uğradığı bu büyük felakete sadece Rodoplar bölgesindeki Müslümanlar organize olarak direnebilmiş ve bölgeye Rus ve Bulgarları sokmamışlardı.Müslümanlar Kırcaali ve bütün Rodop Balkanının kuzey kısımlarında karargah kurarak büyük kısmı Edirne ve İstanbul önlerinde bulunan Rus ordusunu güç durumda bırakmıştı.

5 Bu direnişçiler Batı Trakya bölgesinde ilk geçici Türk Hükümeti’ni kurmuştu.Rodoplular Paris Antlaşması’nı imzalayan devletlerin İstanbul’daki elçilerine göndermiş oldukları 16.05.1878 tarihli Muhtırada bölgeyi Bulgaristan’a bırakan Ayastefahos Antlaşmasını protesto ettikten sonra,ahalisinin tamamı Türk ve Müslüman olan bölgeye ayrıca 100.000 civarında muhacir sığındığı ve buraya Rus ve Bulgarların sokulmayacağını,kendilerini savunmak için silaha sarılmak mecburiyetinde kaldıklarını duyurmuşlar,ancak Osmanlı yönetiminden yardım görmemişlerdi.Onların direnişi sayesinde Doğu Rumeli Vilayeti kurulmuş,ancak kurulan Vilayetin Bulgaristan nüfusuna girmesi üzerine Rodop Türkleri bu İdareyi tanımamış ve neticede 1886′da imzalanan İstanbul Konferansıyla Doğu Rumeli’nin İdaresi Bulgaristan’a bırakılmış ise de Kırcaali ve Rodop Müslüman köylerinin Osmanlı’da kalması sağlanmıştı.Bunda Rodop Türkleri’nin yapmış olduğu direnişin rolü büyüktür.(Göç-H.Yıldırım Ağanoğlu)

BALKAN SAVAŞLARI:

“1912-13 Balkan Savaşlarında’da aynen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşında olduğu gibi Müslüman ve Türklere karşı uygulanan yağma ve kıyım bir katliam ve soykırım halini almıştır.Bulgar,Sırp,Karadağ ve Yunanlılar her biri Osmanlıya karşı kendi savaşını yürüttü,Birinci Balkan Savaşında bağlaşıklar arasında görülen tek birleşme düşmanlarını seçme konusunda olmuştur.Osmanlı düşmanları tarafından yapılan fetihlerin hızı Balkan Müslümanlarını büyük ölçüde etkilemiştir.Birinci Balkan savaşından hemen sonra köylerinden ayrılan Müslümanlar,yolculuk ederek içinden geçecekleri ülke bölümlerinin hala Osmanlıların elinde ve kendileri için güvenli olduğunu umabilirlerdi.

Sığınmacıların geriye kalanları,artık Balkanlı bağlaşıkların birliklerince zaptedilmiş ve Hıristiyan çetecilerin talan ettiği yörelerden geçmek zorunluluğuna düştüler.Doğal olarak,içlerinden bir çoğu yollarda can verdi,çoğu kez köylerden ayrılanların ancak yarısı,Balkanlardan alınıp götürülecekleri umuduyla,kıyı kentlerine ulaşabildiler.1877′de Rus Kazak birliklerinin yaptığı işlevi uzun süreden beri Osmanlı Makedonya’sında çatışmalara girişmiş bulunan milliyetçi çeteler olan komitacılar üstlendi.Bunlar çoğu kez davasına hizmet ettikleri devletten etkin destek gördüler.Birinci Balkan savaşı başından beri,bunların işlevi,cephe gerisindeki köylere,kasabalara saldırıp kendi etnik toplumlarının üstünlüğünü kurmak oldu.Onlara verilen emirlerin kaç tanesi Bulgar,ya da Sırp Hükümetinden gelmişti,bilinmiyor,ama bu hükümetlerini resmi görevlilerinin,komitacıların ortalığı kırıp geçirmesine engel olmak için hiçbir şey yapmadığı sağlam biçimde belgelenmiştir.Balkan savaşları sırasında işlenen cinayetler,o zamanın insanlarınca”ırk savaşı”diye adlandıran cinayetler türündendi.Hıristiyan bağlaşıkların hepsi,köylerde yaşayan Müslümanların (Türk,Arnavut,Boşnak,Pomak) geniş kapsamlı kıyımlarına giriştiler. Ordu birlikleri ile kurulu çeteler tarafından savaşların cereyan ettiği ve sonradan aralarında paylaşılan Osmanlı İmparatorluğunun Balkanlardaki toprakları ile Trakya’da işgale uğramış toprakların tümünde bu cinayetler işlenmiştir.

Balkanlı Bağlaşıklarca alınan bölgeleri “1911 yılında Vilayetlerdeki,Din temeline dayalı”Millet” Nüfusları Kosova,İşkodra,Manastır,Yanya,Selanik, (Arnavutluk hariç) ve diğer bölgelerde yaşayan toplam 4.695.200 nüfusun Yunanlılarca zapt edilen bölümünde 746.485,Bulgarlarca zapt edilen bölümünde 327.732,Sırplarca zapt edilen bölümünde de 1.241.076 ile toplamda 2.315.293 ile %50 Müslümanlar teşkil etmekte ve yaşamaktadır”(Ölüm ve Sürgün Prof.Justin McCarthy).Balkan Harbinde yaşanan en ilgi çekici katliam ortaklıklarından birisi de Bulgarlar ve Ermeniler arasında gerçekleştirilmiştir.Daha önceleri Anadolu’da Sason’da Türklere karşı savaşmış ve sonra durumun değişmesiyle Sofya’ya kaçmış olan Andranik Ozanyan çeteci Ermeni’nin önderliğinde oluşturulan 230 kişilik gönüllü Ermeni bölüğünün Makedonya lejyonunu oluşturduğu ve bölüğün önce Kırcaali’ye sonra da Türk sınırını geçerek savaşa yollandığı ve bunların yaptığı zulümlerle anıldığını öğreniyoruz.

ZORLA DİN DEĞİŞTİRMELER:

Balkan savaşlarında zorlamayla Hıristiyanlığa geçirme olayları da çok yaşanmıştır.Bulgarlar,savaşlar boyunca fethettikleri yörelerin halkını Bulgar Ortodoks kilisesine bağlı Hıristiyanlığa zorla geçirmek politikasını seçip uyguladılar.Yunanlılar ve Sırplar tarafından zapt edilen yörelerde ise Yunan Ortodoks kilisesine geçmeleri için baskı uygulanıyordu.Müslümanları din değiştirmeye zorlamak,kilise değiştirmek gibi değildir.Din değiştiren bir Müslüman hanımından boşanmakta,ailesinden kalan mirası alamamaktadır.Ayrıca yıllarca hakim unsur olan Müslümanlar için vaftiz edilmek sonsuza dek lanetlenmeyi kabul etmek demekti.Bulgarlar ise aldıkları birçok yerlerde Müslüman Türkleri ve Pomakları din değiştirmeye zorluyorlardı. Dahiliye Nezaretine muhacirler tarafından gönderilen 5.Kasım 1913 tarihli bir dilekçe ile bu zulüm belgelenmiştir.Bunun üzerine Dahiliye Nezareti zorla Hıristiyan yapılıp,minareleri yıkılan,camileri ise kiliseye çevrilen ve türlü zulümlere tabi tutulan bu Müslümanlara sahip çıkarak İstanbul Antlaşması hükümlerine aykırı davranan Bulgaristan’a durumun düzeltilmesi diplomatik bir lisanla olaylar ve yerleri ayrıntılı bildirilip hatırlatılmıştı.Genelde din değiştirme olayları şöyle gerçekleşiyordu”Bulgar Komitacılar ve papazlardan oluşan ekipler Müslüman köylerine gidiyor,insanları sıraya soktuktan sonra onlara Bulgar isimleri veriyor ve her birinin alnına kutsal suyu sürüp vaftiz ettikten sonra elindeki domuz etinden yapılma sucuktan bir parça yemeye zorlanıyordu.Daha sonra bu kişi Hıristiyan olmuştur diye verilen bir vaftiz belgesiyle merasim sona eriyordu.Bundan sonra erkeklerin fes giymesi, kadınların da çarşafla dolaşmaları yasaklanıyordu.Osmanlı Dahiliye nezareti haricinde bu şikayetlerle 169 ve 301 Müslüman’ın imzasını taşıyan iki ayrı şikayet dilekçesi Bulgaristan’da bulunan İngiliz makamlarına ulaştırılmıştır.

raped in front of my husband

raped in husband s

full metal panic 17

raped in a school

raped in street

raped in assholes

7 01.08.1913 tarihli bir askeri raporda zorla din değiştirme ve baskılar dile getirilmekteydi.Kırcaali ve Gümülcine taraflarında bulunan Bulgar eşkiyalarının hala İslam ahaliden kiliseye dönüştürülen camilerde her Pazar Hıristiyan ayini için gitmezlerse her seferde 15 altın lira para cezasına çarptırılmakta ve bu hususta ısrar edenler gizlice idam edilmekteydiler.Bulgarların dini zulümlerinin en belirginlerinden biri de cami,tekke gibi yapıların yıkılması yada başka maksatlarla kullanılmasıdır.Yine Bulgarların işgal ettikleri yerlerde Müslüman cami,türbe vs. yerlere saldırmaları ve bunların kubbelerindeki hilali indirip haç takarak hürmetsizlikte bulunmaları Müslümanları psikolojik açıdan yıkıyor ve göçlerini hızlandırıyordu”.(Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Balkanların Makus talihi Göç-H.Yıldırım Ağanoğlu) Savaştan sonraki nüfus,Yunanistan,Bulgaristan ve Yugoslavya’nın Osmanlı İmparatorluğundan alınmış yörelerinde Yunanistan’da 124.460, Bulgaristan’da 179.176,Yugoslavya’da 566.478 olmak üzere toplam 870.114 Müslüman kalmıştır.Aradaki savaş öncesi ile fark toplam 1.445.179 kişi ile Bulgaristan bölgesinde eksilen Müslüman sayısı 148.556 kişiden ibarettir. Yani Osmanlı İmparatorluğunun savaş sonrası alınan bölümlerinden (Arnavutluk hariç,buradan kesin rakam bilinmemektedir) yaşamakta olan Müslüman Nüfusun 1.445.179′u (% 62′si) eksilmiştir.Bu sayı içinde kayıtlara geçen 313.829 kişi savaş sırası ve sonrasında(1912-20) Türkiye’ye Göç etmiştir.Yine 398.849′u çoğu Türk-Yunan nüfus değişiminin bir parçası olarak (1921-26)’da Türkiye’ye göç etmiştir.Osmanlı Avrupası Müslümanlarından sığınmacı olup göçe çıkanların yalnız 812.771′i canlı kalabilmişti.Geri kalan 632.408′i ölmüşlerdi.Zapt edilmiş Osmanlı Avrupasının Müslüman Nüfusundan %27′si can vermiştir”. (Kaynakça:Ölüm ve Sürgün Prof.Justin McCarthy).

Rumeli topraklarını paylaşmada anlaşamayan müttefikler 29.06.1913′de kendi aralarında savaşmaya başlamışlardı.Bulgarlar müttefiklerine karşı savaşmak için Trakya’dan bir kısım ordu birliklerini yeni cepheye kaydırmak mecburiyetinde kaldı.Bu beklenmeyen yeni durumdan azami istifade edilmeliydi,kaybedilmiş topraklardan mümkün olduğu kadar çoğunu ve özellikle Edirne geri alınmalıydı.Bu durumu ve beraberinde gelişen ilginç olayları daha geniş olarak inceleyelim.Çatalca’daki ordunun Kurmay Başkanı Yarbay Enver bey,kolordusuna bağlı 300 kişilik bir akıncı müfrezesine Enver Kuşçubaşı’nın komutanlığında cepheden Lüleburgaz’a bir keşif yaptırdı.Bu akıncı kuvveti Lüleburgaz’da bir Bulgar taburunu esir etmişti.Bu keşfin neticesinde cesaret alan Enver bey,Eşref beye talimat vererek,dört bin kişilik bir gönüllü kuvvetiyle 13. 07.1913 sabahı Ereğli ve Tekirdağ’ına başarılı bir çıkartma yaptırdı,bu müfreze aynı gün Muratlı’ya varmıştı.Cepheden de Enver bey yaptığı bir taarruzla,Çorlu civarındaki zayıf Bulgar cephesini parçalamıştı.Böylece Osmanlı ordusu 15.07.1913′de Midye Enez hattına varmış ve 23.07.1913 Edirne kurtarılmıştı.Ancak Osmanlı Hükümeti Meriç nehrinin aşılmayacağına dair büyük devletlere teminat vermişti.

( 8) BATI TRAKYA’DA İLK TÜRK CUMHURİYETİ:

Böylece 1878-1887′de yıllarca kahramanca çarpışmış ve vatanlarını müdafaa etmiş,ahalisinin %90 Türk olan Batı Trakya yine Bulgarlara terk edilecekti.Bu Osmanlıların Batı Trakya’daki haklarından vazgeçmelerinin yeni bir örneği idi.Bulgarlar ise bölgedeki çeteleri vasıtası ile doğu Trakya’dan kovulmalarının acısını,Batı Trakya’lı kahramanlara akla hayale gelmeyecek eza ve cefa ederek çıkarmaya başladılar.Batı Trakya’daki mezalime dair Edirne’ye gelen haberler tüyler ürperticiydi.Edirne’nin kurtarılmasından sonra Hükümetin kararını kabul edemeyen genç subaylar Batı Trakya’yı kurtarmak için Teşkilat-ı Mahsusa (Özel Teşkilat) adlı yarı resmi ve ordunun dışında bulunan milis kuvvetleriyle bu sorunu çözmeye giriştiler.Kolordu emrindeki akıncı müfrezesinden 116 kişilik Eşref Kuşçubaşı komutasında 15 subay ve 100 seçme erden oluşan bir sivil birlik 15.08.1913′de Ortaköy üzerine gönderildi.Batı Trakya Edirne Vilayetine bağlı Ortaköy ve Kocaeli Kazalarıyla, Dedeağaç ve Gümülcine sancaklarını kapsamakta idi ve savaş sırasında Bulgarların elinde bulunuyordu.Müfreze,Ortaköy’den sonra Papazköy civarında,1200 kişilik Domuzcuyef çetesi tarafından vahşice katledilmiş 400 Türkün cesetleriyle karşılaştı ve çetenin cezalandırılmasına karar verildi.16.08.1913′de Koşukavak önlerinde çete ile yapılan çarpışmada Bulgar çetesinden 83 Er,Domuzcuef ‘le birlikte beş subay ve altı Kaptan esir edilmiş,çetenin üst tarafı dağıtılmış ve yok edilmiştir.Bulgar çetesinden alınan 1200 tüfekle Koşukavak’ta yerlilerden müteşekkil bir milli tabur kurulmuştur.

Akıncı Müfrezemiz,durmamış gelen haberlere göre zulme uğrayan bölgelere doğru yoluna devam ederek 18.08.1913′de Mestanlı,19.08.1913′de Kırcaali’yi bir Bulgar süvari alayı ile yapılan bir çarpışmadan sonra ele geçirmiştir.Kırcaali’de de 600 kişilik bir milli birlik meydana getirilmiş.

Koşukavak,Mestanlı ve Kırcaali’de Türklerden yerli hükümet reisleri tayin edilerek asayiş sağlanmış ve bölge çetelerden temizlenmiştir.Eşref bey 22.08.1913 tarihinde Ortaköy’de Enver bey ile yaptığı görüşmeden sonra bütün Batı Trakya’nın işgaline karar verilir.Kırcaali’den sonra çarpışma ile 31.08.1913 Gümülcine ve ertesi gün de İskeçe ele geçirilmiştir.Teşkilat bu işi”Garbi Trakya Teşkilatı Milli Komutanlığı” adıyla başardıktan sonra,Batı Trakya’da bağımsız bir geçici Hükümet kurmaya da muvaffak olmuştur. Gümülcine’de Batı Trakya Geçici Hükümeti müderris Salih Hoca Reisliğinde kurulmuştur.Müfreze daha da ilerleyerek çatışmalarla Eğridere,Darıdere ve Meriç boylarında Sofulu ve Ferecik’in ele geçirilmesi ile Yunanlılarla yapılan görüşmeler neticesinde Dedeağaç Şehir ve Limanını da Türk Hükümetine teslimi ile Batı Trakya Müstakil Hükümetinin sınırları çizilmiş ve umuma ilan edilmiştir. Sofya paniğe kapılmış,Osmanlı devleti ile görüşme talebini yenilemiştir.

Böylece 25.09.1913′de Batı Trakya’nın istiklali ilan edilmiş ve Hükümeti İcra Reisi ve Erkanı Harbiye Reisi Süleyman Askeri bey,Eşref Kuşçubaşı da “Kuvayi Milliye Müfettişi” ünvanı ile görevlendirilmiştir. Batı Trakya Hükümeti bundan sonra bir taraftan yeni organlarını kurarken her yerde Devletin, ilk Türk Cumhuriyeti’nin ay yıldızlı beyaz,siyah,yeşil renkli özel bayrağını törenlerle resmi binalara çekiyordu.Bir taraftan da dış dünyaya sesini duyurmak amacıyla”Resmi Batı Trakya Ajansını kurulmuş,Türkçe ve Fransızca çıkan gazete çıkartılmaya başlamıştı.Süleyman Askeri bey Bulgarlara karşı Batı Trakya’nın savunmasını sağlayacak tedbirleri almaya ve stratejiler geliştirmeye başlamıştı.Yerli Halk da büyük bir heyecanla hazırlıklarını yapıyordu,önceki savaşta sekiz yıl kahramanca Rus ve Bulgar kuvvetlerine karşı yurtlarını savunan Kırcaali ve Rodoplu kahramanlar da mücadeleye hazırdı.

İstanbul basınında bunun haberleri çıkıyordu,Gümülcine hükümet azasından Osman Naile bey de”mevcut kuvvetlerimiz 50.000′i bulmuştur,yeter miktarda silah ve cephanemiz vardır”diyordu.Osmanlı Hükümeti ise taahhüdü nedeniyle,yeni hükümeti onaylamamış,İstanbul’daki Konferansta Bulgarlarla görüşmeye devam etmiş ve bununla da yetinmeyerek Batı Trakya’da bulunan Osmanlı subaylarını da geri çağırmıştır.”İstanbul Antlaşması” dediğimiz Osmanlı Bulgar Antlaşması,29.09.1913 tarihinde imzalanmış,buna göre bütün Batı Trakya Bulgarlara bırakılıyordu.Antlaşma hükümlerine göre,Batı Trakya Hükümeti üyeleriyle bu işte çalışanların da,giriştikleri kurtarma işinden vazgeçerek,en geç 25.10.1913 gününe kadar Batı Trakya’yı Bulgarlara teslim etmeleri gerekiyordu.İstanbul Antlaşması’nın başlıca yapıcılarından Albay Cemal (Cemal Paşa) Antlaşmadan sonra Ekim başlarında İstanbul’dan Dedeağaç,Gümülcine ve İskeçe’ye giderek,Bulgarların kan akıtmadan Batı Trakya’yı işgal etmelerini sağlamaya çalıştı ve bunda başarılı oldu.Batı Trakya Hükümeti ileri gelenleriyle Süleyman Askeri,Eşref,Hacı Sami,Çerkez Reşid ve onlarla birlikte gelmiş olan bütün Türk subayları da İstanbul’a döndüler.Böylece büyük ümit ve hayallerle kurulan Rumeli’de bu ilk Türk Cumhuriyeti, Bulgarların eline savaşsız teslim edilerek son buldu.Batı Trakya’nın Bulgarlara teslimi ile Rumeli Türkleri’nin istiklal ve hürriyet mücadelesi sona ermedi,ahalinin kadere boyun eğmesi,esaret altında yaşamayı kabul etmesi düşünülemezdi.Nitekim Batı Trakya’nın Bulgarlara tesliminden hemen sonra 05.08.1914′de Batı Trakya’nın kurucuları, Kurulan Teşkilatı gelecekte yeniden kullanılmak üzere Batı Trakya Milis Kuvvetlerinin silahlarını mümkün olduğu kadar saklamaya ve yenilerini tedarik etmeye çalışırken,diğer yandan da Batı Trakya’daki İslam Cemiyetlerini teşkilatlanmaya ve Bulgar Meclisine daha fazla Türk Milletvekili sokmak için çaba sarf etmeye başlamışlardır.Batı Trakya Türk İhtilal Komitesi ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin altyapısı da aynı dönemde gizlice oluşturmuşlardır.Bu konuyu tarihçi Cemal Kutay’ın aşağıdaki sözleri ile bitiriyoruz:”Batı(Garbi) Trakya’daki İlk Türk Cumhuriyeti,acze ve çöküşe karşı “Hayır” diyebilenlerin kükreyişini,ömrü kısa,fakat çok Şerefli ve Büyük bir Türk Cumhuriyeti’ni içine sığdırabilişlerinin hikayesidir”.

(Balkanlarda Türk İstiklal Haraketleri-Abdürrahim Dede). (BÜYÜK OSMANLI TARİHİ Ord.Prof.Enver Ziya Karal)

ASİMİLASYON VE GÖÇLER:

Bulgaristan’dan savaşlar haricinde Müslüman ve Türklerin,Türkiye’ye göçleri hiç durmadığı gibi,yıllara göre eksilip artmıştır.1923-1939 yılları arasında toplam göçler 198.688 kişidir,ortalama olarak her yıl için 17.000 kişi düşmektedir.Sadece 1935-1940 yılları arasında Bulgaristan’dan 95.964 Türk göç etmiştir. 2.Dünya savaşı sırasında yani 1941-1949′a kadar göç azalmış ve sadece 14.390 Türk göç etmiştir.Ancak savaş haricinde başkaca toplu zorunlu göçler de yaşanmıştır.

Bunlardan birisi 2.Dünya savaşı sonrası Rus Lideri Stalin’in de teşviki ile 18.08.1949 tarihinde Bulgar Komünist Partisi Merkez Komitesi tarafından zorunlu göç kararı alınması ile uygulanmıştır.10.08.1950 yılında Bulgar makamları Türkiye’ye bir Nota vererek Türk Hükümeti’nin göçü engellemekle suçlayarak 250.000 Türk asıllı Bulgar vatandaşının Türkiye’ye üç ay içinde kabul edilmesi isteniyordu.Zorunlu Yoğun Türk göçü 30.09.1951 tarihine kadar sürmüş ve Türkiye’nin hazırlıklı olmadığı ve ekonomik sıkıntılar çekilen bir dönemde aniden patlak vermiş ve yaklaşık 2 yıl içerisinde,kendi kaynaklarına göre 156.410 Türk,Türkiye’ye göç,daha doğrusu tehcir edilmiştir.Gelen göçmenlere uygulanan anket neticesinde,ancak %11′i kendi istekleri ile göç etmişlerdi,kalan %89′u zorla göç ettirilmişti. Ancak bu son göç de Bulgaristan’ın Nüfus problemini çözmemişti,ülkede kalan Türk ve Müslümanlar Bulgarlardan daha fazla çoğalıyorlardı.Bulgaristan Türklerine yönelik Komünist idarenin baskısının arttığı yıllarda birçok Türk göç etmek için,Türkiye Cumhuriyeti Sofya Büyükelçiliği ve Konsolosluklarına baş vurularda bulunuyorlardı.Göç etmek için verdikleri dilekçelerde göze çarpan ortak özellik: etnik, ekonomik,dini ayrımcılık ve baskı politikalarının yoğunluk kazanması neden olarak gösteriliyordu.

1959-1960 ders yılında Türk azınlık okullarının Bulgar okullarıyla birleştirilmeleri ve diğer baskı ve zulüm politikaları neticesinde Türk azınlığın göç isteği artmıştır.1963 yılında Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçi ve Konsoloslukları’na verilmeye başlanan dilekçelerle göç etmek isteyenlerin sayısı hızla artmıştır.Bulgarlar ise göç dilekçesi vermek isteyenleri dövüyor, hapis cezalarına çarptırarak,göçün konuşulmasını bile yasaklıyordu.Bulgar basınında göç şayiasını yayanların vatan hainleri olduğu ve Bulgaristan Türklerinin Sosyalizmden ayrılmak istemediklerine dair haberleri yayınlanıyordu.Hatta bu amaçla Türkiye’den kaçan komünistler Bulgaristan’a getirilerek Türkler arasında göç etmemeleri için propagandalar yaptırılıyordu.

1969-1978 yılları arasında yakın akraba göçü diye adlandırılan ve iki ülke arasında 22.03.1968′de imzalanan tam adı “Yakın akrabaları 1952 yılına kadar Türkiye’ye göç etmiş olan Türk asıllı Bulgar vatandaşlarının Bulgaristan Halk Cumhuriyetinden göç etmeleri hakkında Antlaşma” kısaca 1968 Göç Antlaşması ile Türkiye’nin çabası parçalanmış ailelerin birleştirilmesi hedeflenmiş ve yaklaşık 10 yıl içinde toplam 130.000 Türk Türkiye’ye göç etmiştir.

1976 yılında göç devam ederken T.Jivkov Türkiye’yi ziyaret etmiş Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk,Başbakan Süleyman Demirel ile Dış İşleri Bakanı İ.S.Çağlayangil ile görüşmelerde bulunmuş Bulgar-Türk ilişkileri iyi niyetle değerlendirilmiş.Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç tamamlanmış olmasına rağmen,bu ülkede göç edenlerin on katı kadar daha Türk Nüfus mevcut olduğu tahmin edilmekteydi.Bir taraftan göçler yaşanır ve sözde iyi komşuluk ve dostluk ilişkilerinden dem vurulurken, Bulgaristan’da kalan Müslüman ve Türklere ayrı, ayrı asimilasyon politikaları devam ettirilmekteydi.Bu dönemde Bulgaristan’da doğan 80.000 çocuktan ancak 25.000 Bulgar olduğu söylenmekteydi.

BKP Genel Sekreteri T.Jivkov iktidarı döneminde “Daha önce Pomakların isimlerini değiştirdik, asimile etmek için çalışıyoruz henüz bir sonuç elde edemedik,ancak daha fazla bekleyemeyiz Türkleri de asimile etmeliyiz, bunu yaparken onların Milli Duygularını incitmemek gerekir,Milliyetçi yaklaşımdan korunmalıyız,aksi yapılacak her hareketimiz onların milli güçlerini seferber etmektedir”diyerek önceleri sessiz ve derinden gitmeyi önermektedir.Sonradan fikir değiştirip bu amaçla hazırlanan bir gizli plan uygulanmaya konmuştur.

İlk önce 1968 Göç antlaşmasının sonuçlandığı ve süresi bittiği halde, Bulgaristan Hükümeti göçün sürdürülmesinde ısrar etmektedir,imzalanan göç antlaşması da nüfus problemini çözememiş ve kendilerini hedeflerine ulaştıramamıştır. .Bundan sonra Bulgaristan’daki Türk ahalisine uygulamaya konulan yoğun baskı ve asimilasyon politikaları totaliter hükümetin iki yüzlü tutumu Türkiye ile ikili ilişkileri etkilemeye başlamıştır. İki ülke arasında karşılıklı ziyaretler dahi soğukluğu giderememiş ve Bulgaristan Türklerinin durumunda bir iyileşme sağlanamamıştır.Bulgaristan Diş İşleri Bakanı Petar Mladenov Türkiye’yi ziyaretinde Türkiye’nin yeni Başbakanı Turgut Özal kendisini “Ne yapıyorsunuz soydaşlarımıza,onlara karşı tutumunuzdan dolayı sizden sorumluluk aranacaktır!Türklere yaptıklarınızın hesabı sorulacaktır”sözleri ile karşılamıştır.

Todor Jivkov ise 07.06.1985 tarihinde bir Televizyon ve Radyo konuşmasından sonra toplanan partili arkadaşlarına gizli planını açıklamıştır “Türk ahalisinden 200-300 bin kişiyi Türkiye’ye çıkarmazsak 15 yıl sonra Bulgaristan yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır,bunun için Türkleri göçe zorlayacağız,Türkiye de sınır kapılarını açmak zorunda kalacaktır merak etmeyin”demiştir.Asimilasyon uygulaması daha önce 1965 yılında Müslüman Çingene ilan edilen Türklerin bir kısmı ve Pomak denen Rodop Müslümanları’nın birkaç köyünde isimlerin Bulgarlaştırılması denenmiş,1972-73 yıllarında ise milis kuvvetleri ve silahlı kuvvetlerin desteği ile bütün Rodop Müslümanlarının adları değiştirilmiş ve 1984′de Türklerin isimlerinin değiştirilmesine sıra gelmiştir.
Bunun için karar alınarak özel bir çalışma grubu oluşturulmuş ve asimilasyon sürecini aşama,aşama bunlar yönetmiş ve Todor Jivkov’u raporlarla bilgilendirmiş ve kararları onayına sunmuşlardır.

ZORUNLU GÖÇE GİDEN YOL:

Son Zorunlu göç süreci esasen 1984′ün ikinci yarısında daha Türklerin yoğun olarak yaşamakta olduğu bölgelerin yabancılara kapatılması,Bulgar askeri tarafından ablukaya alınması ve bölgeye giren milislerin kanlı operasyonlarla Türklerin isimlerinin değiştirmeye zorlaması ile başlamıştır.İlk uygulamalar fiilen Kırcaali ilinde,biraz sonra Haskovo ilinde sözde Rodop Müslümanları ve karma ailelerin isimlerinin değiştirilmesine ve Bulgarlaştırılmasına başlanmıştır.İlk aşamada Momçilgrat(Mestanlı),Cebel,Benkovski,Sliven ili,Yablonovo köyünde halk kitle halinde sokak ve meydanlara çıkmış ve olayları protesto etmiştir.Milislerle çarpışmış ve kurbanlar verilmiş ve birçok insan Belene adasına sürülmüştür.Sonra kuzeydoğu Bulgaristan Burgaz,Varna,Silistre yörelerinde isimler değiştirilmiş.Buralarda uygulamalar güvenlik kuvvetlerinin.,milislerin katılımıyla olmuş,bazı yörelerde kasaba ve şehirler asker ve tanklarla sarılmış.Halkı korkutmak için ordu birlikleri sürekli yer değiştirmeye başlamıştır,karma bölgelere girmek ve çıkmak yasaklanmıştır.Karma bölgelerde Bulgarlardan silah dağıtılmak suretiyle özel gönüllü müfrezeler oluşturulmuş,Türklerin hanelerine girilmiş,her türlü baskı yapılmıştır.İlk önce Bulgar Yönetimi olayı Komünist Rejimin elinde tuttuğu bütün propaganda araçlarını kullanarak “Türkler kendi rızalarıyla Bulgar isimlerini aldılar”mesajı yayılmıştır.Fakat sonra Türkler ilk fırsatta sokaklara dökülüp isimlerin zorla değiştirildiğini söyleyip karşı koymaya ve toplu gösteri ve yürüyüşler yapmaya başlayınca da 1985′in Mart ayında olaylar doruk noktasına ulaşmıştır.

1985 yılına gelindiğinde Türk ve Dünya kamuoyu,Bulgaristan’da toptan Türkleri yok etmeye yönelik yeni bir hareketin başlatıldığına şahit oluyordu.Bulgarlar son taktikleriyle Türk Nüfus meselesini toptan halletme yoluna gidiyorlardı,hem de bu devirde dünyanın gözü önünde.Türklerin adları zorla Bulgar adları ile değiştiriliyor,Türklerin benlikleri siliniyor, köyler, kasabalar hatta mezarlıklar yıkılıyor ve direnler Türkler öldürülüyordu,Bulgarların tarihte yaptığı gibi vahşi kimliği yine ortaya çıkmıştı.1985 mart ayına kadar bu uygulamalar sırasında 2500 Türkün can verdiği tahmin ediliyor.Yine olaylar sırasında Şubat ayına kadar Bulgar İçişleri Bakanının açıklamasına göre 880.000 Türk’ün,(aralarında ünlü bilim adamı ve sporcuların da bulunduğu sonradan Türkiye’ye iltica eden Dünya Halter Şampiyonu Naim Süleymanoğlu gibi ) isimleri değiştirilmiş.550.000 kişiye ülkeyi terk etmeleri için pasaport verilmesi kararlaştırılmış ve ” Bulgaristan’da Türk azınlığı yoktur,Osmanlının zorla Türkleştirdiği ve din değiştirmeye zorladığı Bulgarlar vardır”diyerek Belene’ye kendi rakamlarına göre toplam 423 kişi gönderilmiştir.

( 13) Gerçekler ortaya çıktıktan sonra 131 Bulgar aydını bir Deklarasyon yayınlayarak “Türk azınlığının baskıyla kimliklerine müdahale edildiği, asimilasyonun nasıl yapıldığı anlatılmak suretiyle ,Yönetim sert bir dille eleştirilmiş ve asimilasyona devam edilmesi halinde Bulgaristan’ı yok olacağı gerekçesi ile karşı çıkılmıştır” bu şekilde olaylar Türkiye’nin de konuyu Uluslar arası Forumlara taşıması ile BM ve AB başta olmak üzere bütün dünyaya duyurulmuştur.”Türkler ise özgürlük ve gasp edilen haklarının iadesi için onurlu bir direniş başlatarak şiddete baş vurmaksızın binlerce kişi gösteriler yapıyorlar, önlem almış olan Bulgar tanklarının ve silahlı birliklerinin önünde yürüyorlar.

Açlık grevlerinin,biri bitiyor biri başlıyor,işlerine gitmiyor,aileler büyük konutlarda bir araya gelip güven için erkekler nöbet tutarak direnişe kararlı bir şekilde topluca bir yaşam sürdürmeye çalışıyorlar.Bu dönemde Bulgaristan ve Türkiye Cumhuriyeti Devletleri arasında gerilimin iyice artması üzerine sıkışan Todor Jivkov 23.06.1989 tarihinde gerçekleştirdiği Moskova ziyareti ile SSCB lideri Mihail Gorbaçov ile yapılan görüşme neticesinde onun da onayı alınarak Türklerin Bulgaristan’dan zorunlu olarak göç ettirilmesi için düğmeye basılmıştır.Bundan sonra Jivkov “Sınırı açıyorum isteyen Türkler gidebilir”demesine rağmen,bu zorunlu bir göçtü.Birkaç ay sonra 10 Kasım 1989′da olaylar Totaliter Rejimin de sonunu getirdi ve Türklere karşı asimilasyon politikası yürüten Komünist lider Todor Jivkov iktidardan düşürüldükten sonra ülkenin demokratikleşme süreci başladı.Bu olaylar Bulgaristan’a Uluslar arası arenada güven ve prestij kaybettirdi,ülkenin alnındaki utanç lekesiydi.Kimse Bulgaristan’la alış-veriş yapmak istemiyordu.İnsan Hakları Forumlarında nelerin yapılmaması gerektiği konusunda Bulgaristan örneği verilirdi.Ülke içinde hem ekonomik,hem ahlaki bir kriz yaşandı bu nedenle.(Bulgaristan Eski Cumhurbaşkanı Dr.Jelio Jelev).

Komünist Partisi ve Jivkov’un çılgınca hareketi sonunda Bulgaristan’ın ekonomisi ağır bir darbe yemiş,ülke büyük bir politik,ekonomik ve kültürel buhrana girmiştir.Türkleri çalışmaması ve pasif direnişi ile binlerce baş hayvan yitirilmiş,tarım ürünleri tarlalardan toplanamaz olmuş,birçok sanayi müesseseleri çalışmasını durdurmak zorunda kalmışlardır. 20.Yüzyılın en acı Göç olayı fiilen Haziran 1989′da başlayıp,mayıs 1990 tarihine kadar devam etmiştir.Bulgaristan’dan Türkiye’ye giriş yapan ve asırlarca yaşadıkları topraklardan,her şeyini yaşamları boyunca edindikleri, tasarrufları dahil tümünü bırakarak,bir çoğunun elinde 1-2 bavulla 24 saat içinde yaşadıkları ülkeden Bulgar askerlerinin dipçik darbeleri ile perişan bir vaziyette çıkmaya zorlanmışlardır.Bulgaristan’da resmi istatistik verilerine göre yaklaşık göçten önce 850.000 Türk yaşadığı belirtilmekte ise de gerçekte bu rakamın 1,5-2 milyon olması ihtimali yüksektir.Zorunlu göçte yaklaşık yarım milyon insanın Türkiye’ye göç ettiği bilinmesine rağmen,bu ülkede demokratik sürece geçildikten sonra yapılan nüfus sayımlarında yine Türklerin nüfusu 840.000 civarında gösterilmektedir.

23 ağustos 1989′da Zorunlu göç ettirilenlerin sayısı 310.000′e ulaşmıştır.Toplam gelen Türklerin sayısı kendi verilerine göre 345.960 kişidir,yani 82.390 aileye tekabül etmektedir.Bizdeki verilere göre ise göç edenlerin sayısı yarım milyonu bulmaktadır.10 Kasım Berlin Duvarının yıkılmasından sonra aynı akşam Todor Jivkov görevinden alınmıştır. Demokratik sürece geçildikten sonra istatistiklere göre bugün Bulgaristan’ın toplam nüfusu 7.761.049 kişi,Türklerin sayısı ise 840.000 olarak verilmektedir, oysa gerçekte bir buçuk milyon kadardır.Balkanlar’da en yoğun ulusal Türk azınlığı halen Bulgaristan’da yaşamaktadır.Bu ülkede daha önce de yaşandığı bilinen bir nüfus problemi vardır,bazı araştırmalara göre Bulgaristan’ın nüfusu her yıl 41.000 kişi azalmaktadır,yani 45 yıl içerisinde Bulgaristan’ın nüfusu 4.5-5 milyona inebilir.1992 yılında 165.000′den fazla Bulgaristan Türkü’nün turist vizesiyle gelip,Türkiye’de kaldığı söylenmekte ve gizli göç şeklinde her yıl bu gelişler devam etmektedir.
(Kaynakça:Bulgaristan’dan 1944-2006 Türk Göçleri Prof.Dr.İbrahim T.Tatarlı).

1989 yazında Kapıkule’de yapılan psikolojik bir araştırma neticesinde varılan sonuca göre Bulgaristan Türkleri için yapılan açıklamalar gayet ilgi çekicidir”Yüz yıllık ayrılığa rağmen, Türkiye’deki soydaşlarıyla tamamen benzeşen tutum ve davranışlar yapısına ve sosyal dokusuna hala sahip oldukları,her türlü baskılara rağmen kendilerine güvenlerini hiç yitirmemiş, verdikleri karalardan pişman olmayan sağlam birer karakter sergiledikleri tespit edilmiştir.Bulgaristan’da yaşayan Türklerin sahip bu kendilerine güven hissi mutlaka hayat tarzlarında İslamiyet’in ve büyük bir Milletin mensubu olmanın yapılaştırdığı kültür ve ahlak telakkisi ile ve Türklüğe olan bağlılıklarıyla mümkün olabildiğinden şüphe edilemez”denmektedir.

Yapılan bir diğer anket çalışması neticesinde ortaya çıkan bulgular göçmen psikolojisi ve sosyoekonomik durumlarını algılamada önemli ipuçları vermektedir.Türkiye’deki yeni yaşamlarında daha önce gelmiş çeşitli göçmen gruplarına göre oldukça iyi bir şekilde desteklenmiş ve yardım görmüşlerdir. Türkiye’de karşılaştıkları sorunlar arasında Osmanlıca kelimeler kullandıklarından günlük dili anlamama,teknik terimler ve bürokraside kullanılan kelimeleri bilmemek şeklinde olmuştur.Türk örf,adet ve kültürüne bağlı olmayı mecburiyet sayan birçok Bulgaristan göçmeni Türkiye’de örf ve adetlerin çok değiştiği,paranın en önemli değer olmasının insan ilişkilerini bozduğunu ve güvensizlik duygusu oluşturduğunu vurgulamışlardır.

Zorunlu göçü yaşayan soydaşlarımız,çocukları ve yakınları 20 yıl geçmiş olmasına rağmen,yaşadıkları travmanın izlerini hala taşımaktadırlar. Konu Üniversitelerimizde araştırma ve tez konusu olmuş,durum belgeler ve raporlarla tespit edilmiştir.Türkiye Cumhuriyeti göç sürecinde boğuştuğu ekonomik güçlüklere rağmen,beklenmeyen bir anda her zaman iyi komşuluk ilişkilerini ön planda tuttuğu bu ülke tarafından yapılan bir oldu bitti karşısında soydaşlarını iyi niyetle bağrına basmış ve yaralarını sarmaya çalışmıştır.

Bulgaristan’dan Zorunlu göçe tabi tutulan soydaşlarımızın çektikleri acılar,uğradıkları maddi ve manevi zararların telafisi imkansızdır. Devletimiz,her şeye rağmen bütün imkanlarını seferber etmek suretiyle gelen soydaşlarımızın yiyecek,giyecek ve barınma ihtiyacını karşılamak,okul çağında olan çocukları hemen okullara kaydetmek,gelenlerin meslek edindirme kurslarına tabi tutularak iş bulmalarını sağlama gibi ve üretken duruma gelinceye kadar ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmıştır.En önemli desteklerden biri konut almak üzere konut almak üzere baş vuran 44 452 soydaş arasından kur’a yoluyla yapılan 23 495 konutun kendilerine teslim edilmesiydi.Yine bir kısmına arsa ve Kooperatif şeklinde örgütlenenlere de arazi tahsis edilmiştir.Yapılanlar için soydaşlarımız adına Devletimize teşekkürü bir borç biliyoruz.Bir daha benzer acıların yaşanmaması için komşumuzun politikalarını çok iyi takip etmeli ve konuyu insanlarımıza ve çocuklarımıza iyi anlatmalı unutmamalı ve unutturmamalıyız.Hala hatıralar canlı iken yaşananları kaleme alıp gelecek kuşaklara aktarmalı ve konunun takipçisi olmalıyız.

TÜRKİYE İLE BULGARİSTAN ARASINDAKİ İLİŞKİLER VE SON DÖNEMLERDE TÜRKLERİN DURUMU

raped in war 3gp

sasha skyy

raped in front of husband

dircut

raped in hotel room

raped in husband presence collection

raped in motel

kitchen nightmares moore place Geçmiş yıllarda İki ülke arasında yapılan İkili ve Çok taraflı Antlaşmalara rağmen Bulgaristan’da yaşayan soydaşlarımıza karşı ayrımcılık ve insan hakları ihlalleri yapıldığı Uluslar arası forumlarda tespit ve tescil edilmiştir.Konular BM ve Avrupa Birliği Kurumları ile Milletler Arası Toplantılara taşınmış ve durum tespit edilerek Kınama Kararları çıkmıştır. Türklere karşı Bulgaristan’da süregelen asimilasyon uygulamaları 1985 yılında tekrar baş göstermesi üzerine Türkiye’de milyonlarca yakınları bulunan vatandaşlarımızın büyük tepkisine neden olmuştur.STÖ harekete geçerek İstanbul ve birçok büyük şehrimizde protesto gösterileri düzenlemiş ve yapılanları kınamıştır.

İstanbul Barosu da organize ettiği ve 21-23 Eylül 1987 tarihleri arasında İstanbul’da yapılan bir çok yabancı bilim adamının katıldığı Uluslararası Hukuk Sempozyumu ile Bulgaristan’da Zorunlu göç öncesinde Türklerin durumunu tespit eden ve dünyanın birçok ülkesinden katılan onlarca Hukukçunun imzasını taşıyan Sempozyum ve sonuç bildirileri ile konferansa katılanlar Türk azınlığına reva görülen politika ve icraatın,iki ülke arasında imzalanan ve çok taraflı ülke antlaşmalarına aykırı olduğu ve genellikle kabul edilmiş milletlerarası hukuk standartlarını,ihlal ettiğini beyan ve bildirilerle yazılı olarak tüm dünyaya ilan etmişlerdir.

Bulgaristan’da yaşayan Türklerin bilinen hukuki statüsü şöyledir; Bugünkü Bulgaristan topraklarında 550 yıllık Osmanlı Hakimiyetinden sonra Osmanlı-Rus Savaşı sonucunda: 1878 Berlin Antlaşması ve Bulgaristan’ın kuruluşu ile başlayıp,1913 Antlaşması ve Müftülüklerle ilgili Sözleşme ile hukuken yürürlükte olan 1919 tarihli Neuilly Barış Antlaşması,

Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluşundan sonra,Bulgaristan ile arasında imzalanan 1925 tarihli Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması ve İkamet Sözleşmesi, 1950-51 Zorunlu Tehciri,1968 tarihli Göç Antlaşmaları, ve zorunlu göçten sonra 1992 yılında imzalanan Türk- Bulgar dostluk antlaşması da ilave etmek gerekir. Birleşmiş Milletler Şartı,BM İnsan Hakları,Medeni ve Siyasi Haklar,Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar,BM Irk ayırımı ve Din hoşgörüsüzlüğüne son verilmesine dair Antlaşmalar ile Avrupa Birliği çerçevesinde yapılan 1975 tarihli Avrupa’da Emniyet ve İşbirliği Konferansı-Helsinki Nihai Senedi gibi çok taraflı ülke antlaşmaları ve Birleşmiş Milletler Kararları ile ve zorunlu göçten sonra hazırlanan 1992 Bulgar Anayasası ile Bulgaristan’daki Türk azınlığının hakları güvence altına alındığı tespit edilmiştir.

Berlin duvarının yıkılmasından sonra tüm Doğu Bloğunda olduğu gibi Bulgaristan’da da değişim rüzgarları esmeye başlamış.Bulgaristan 1985 olayları ve 1989 yılında ülkesinde yaşayan Türk azınlığına uygulanan politikaların yanlış olduğunu ve onlara haksızlık edildiğini Uluslararası forumlarda kabul etmiştir.Yine ülkesinden kovduğu ve vatandaşlıktan çıkarttığı Türklerden özür dileyerek Vatandaşlıklarının devam etmekte olduğunu ve Bulgaristan’da bütün haklarının mahfuz tutulduğu beyanıyla soydaşlarımızdan geri dönmeleri istemiştir.Sonuçta kısmen de olsa bir geri dönüş süreci yaşanmış,ancak gidenlerin de Türkiye ile bağları hiçbir zaman kopmamış ve gidiş dönüşler devam etmektedir. Türkiye’ye yerleşmiş olanların bir kısmı Türk Vatandaşlığını da iktisap ettiklerinden çifte vatandaş statüsü kazanmışlardır.

Bulgaristan’da yaşanan bu yeni dönemde ve demokrasiye geçiş sürecinde Türkiye ile Bulgaristan arasında ilişkiler olumlu yönde seyretmeye başlamış ve bu ülkede yaşayan soydaşlarımıza da yansımaları olmuştur. Bulgaristan Türklerini temsil eden ve onların haklarını ülkelerinin çıkarları doğrultusunda savunan Hak ve Özgürlük Hareketi ortaya çıkmış ve Siyasi yaşamda parti haline gelip ülkede yapılan seçimler ve kurulan koalisyonlarda etkili olmaya başlamıştır.Türkiye iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesi ve demokrasinin yerleşmesi için ekonomik ve sosyal her türlü yardımlarda bulunmuştur.Türk işadamlarını bu ülkede yatırıma teşvik etmiş,Banka şubeleri açmış, ticareti geliştirmiş ve Bulgaristan’ın çağırdığı kendi vatandaşı soydaşlarımızın Çifte vatandaşlığı teşvik etmiştir.

Bulgaristan da,lehine gelişen bu durumu,AB ye başvuru ve üyelik sürecinde daha fazla ekonomik yardım almak ve nüfusunu daha fazla göstermek için ülkesinde ikamet edip etmediğine bakmaksızın nüfusunu artırmak için onları kullanmış ve AB ye de ülkesindeki etnik sorunlarını çözmüş gibi göstermiştir.Ancak bu hoşgörü kısa sürmüş, Avrupa Birliği’ne üyeliği kesinleştikten sonra Türklere karşı tutumunu değiştirmiş ve ülkesinde ikamet eden ve etmeyen kendi vatandaşı olan Türklere eskiden olduğu gibi sorunlar çıkarmaya başlamıştır.

Siyasi yönden de Türklerin hakkını savunan sadece bir parti vardır o da HÖH(DPS) 05.07.2009 tarihinde yapılan son Parlamento seçimlerinde 240 Milletvekili bulunan Bulgar Meclisinde oy dağılımı Partilere göre GERB En çok oyu alarak %39.72 oy ile 116 ,BSP %17,70 oy ile 40,DPS(HÖH) 610.521 oy alarak toplamda %14,45 ile 38, Ataka %9,36 oy ile 21,Mavi Koalisyon %6,76 oy ile 15,RZS %4.13 oy ile 10 milletvekili ile temsil hakkı elde etmişlerdir.Seçim sonucunda komünist dönemde Diktatör Todor Jivkov’un koruması olarak görev yapan ve daha önce Sofya Belediye Başkanlığını yürüten Boyko BORİSOV Başbakanlığa getirilmiş.Kurulan azınlık Hükümeti Türk Düşmanı Irkçı Parti ve Gruplardan destek alarak göreve başlamıştır.DPS(HÖH) eski iktidarda bulunmasına rağmen oylarını artırmış,ancak diğer koalisyon ortakları çok oy kaybına uğradığından onlarla birlikte muhalefette kalmıştır. Temennimiz alınan bu seçim sonuçları Bulgaristan’da yaşayan Türkler için hayırlı neticeler getirir.Ancak Seçim Kampanyaları süresince Başbakan ve temsil ettiği parti Türk karşıtı söylemleri ile dikkat çekmiştir.Daha önce ilan edildiği üzere Bulgar Hükümetinin gündemindeki öncelikli sorunlar:Azınlıkların statüsünü olumsuz yönde etkileyecek Anayasa değişikliği, Türkiye ile ilişkileri yeniden yapılandırılması,Ermeni Soykırımını Meclisten geçirilmesi ve ayrıca ayrıca bu konuya bir de “Osmanlı Soykırımını”ilave edilmesi ,Türkiye’nin AB’ye girişini engellenmesi,.Devlet Radyo-TV’den Türkçe yayınların kaldırılması gibi uygulamaların yer alacağı anlaşılmaktadır.Türkler için bu ülkede tekrar sıkıntılı bir sürecin başlamayacağı ve iki ülke arasındaki karşılıklı çıkarlara dayalı iyi komşuluk ilişkilerin zedelenmeyeceğini ümit ediyoruz.

İKİ ÜLKE ARASINDA DEVAM EDEN SORUNLAR:

Ekonomik yönden ülkede yaşayan Türk nüfusunun durumu giderek daha da kötüleşmiş,tarım ve hayvancılıkta donanımsız bırakıldıkları için Devlet teşviki ve AB fonlardan istifade edememiş ve fakirliğe mahkum edilmişlerdir. Bu gün ülkedeki nüfusa göre işsizlik ,Bulgar kesimlerinde yaşayanlarda %10 iken Türklerin yaşadığı bölgelerde %70′lere dayanmış,bu da ekonomik dağılımın adaletsiz ve ırkçı temellere dayandırıldığının göstergesidir.Çözüm, bu durumda Türk işadamlarının Bulgaristan’da yatırıma teşviki suretiyle Türklerin yaşadığı bölgelerde işyerleri açmak ve onları istihdam etmek suretiyle Türklerin Ekonomik olarak güçlendirilmesi ve işsizliğe çözüm bulunması gerekmektedir.

Türkçe Bulgaristan’da yapılan antlaşmalarla kabul edilmiş, kuruluş döneminde”eğitim dili”olarak kullanılırken 1970′li yıllardan sonra “yasaklı dil” haline gelmiştir.Yeni dönemde ve AB sürecinde,AB nin bizdeki dayatmalarının aksine bu konuda bir ilerleme kaydedilememiştir.Bulgarca tek resmi dil olduğundan,Dilekçe verme,Kamu kurum ve kuruluşlarda,Mahkemelerde, seçimlerde Türkçe Propaganda yasaktır.Tamamen Türklerin yaşadığı bölgelerde,seçimlerde Belediye Başkanlarının da Türklerden seçilmesine rağmen Belediyelerde Türkçe kullanılamamaktadır. (18) Türkçe eğitim olmadığı için genç nüfus Türkçe’yi unutma noktasına gelmiştir.Bulgaristan’da yaşayan 1.5 milyon Türk azınlığın antlaşmalardan ve AB kriterlerinden doğan azınlık haklarının uygulanması ve okullarda ana dilde eğitim hakkının kabul ettirilmesi ve uygulamaya konulması gerekmektedir.

Bulgaristan’da eski rejim döneminde kamulaştırılan ve büyük bir kısmı Kooperatiflere katılan taşınmaz mülkler iade edilmeye başlanmış.Ancak ülkedeki Türklerin 1950-1951 tehciri,1968 göçü ve 1989 zorunlu göçü ve sonraki yıllarda göç eden ve kendileri veya atalarının mülk ve hak sahibi olduğu soydaşlarımız bundan nasibini alamamıştır.Bu konuda Kurum ve kuruluşlar ile sivil toplum örgütleri öncülük etmemiş,toplu bir çalışmaya girmemiş,ilgililer yeterince bilgilendirilmemiş,hak arayanlar engeller ve güçlüklerle karşılaşmış veya hakkını aramamıştır.Oysa Bulgaristan tüm Bulgar vatandaşlarının,Osmanlı dönemindeki Bulgarların ve yıllarca önce Japonya’ya yerleşmiş ve ülke ile hiç ilgisi kalmayanlara dahi ulaşarak,atalarının tapu bilgileri,mülkleri ve bugünkü Türkiye sınırları içinde sahip olukları bütün kilise vakıf,ören yerlerinin bilgilerini toplayarak Türkiye’nin karşısına Avrupa Birliği kurumlarına başvurarak tazminat talebinde bulunmuştur.

Bulgaristan 2008 yılında AB’ye üye olmuş ve hemen Türkiye’yi şikayet ederek Avrupa Parlamentosunun 21.05.2008 tarihinde karara çıkan”2007 Türkiye İlerleme Raporu İlke Kararları bölümünde”özellikle Türk Makamlarına iyi komşuluk ilişkileri ruhuna uygun olarak,önemli ikili sorunları çözmek için Bulgaristan(Bulgar Trakya göçmenleri mülkiyet sorunları vs.) diyalogu geliştirmeye davet eder.” Şeklinde karar çıkmasını sağlamıştır.Oysa 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı ve Balkan savaşı sonrası mülkiyet meselelerini de kapsayan 1925 tarihli Türk-Bulgar Dostluk Antlaşması ve ikamet sözleşmesi ile bu konuları kati olarak düzenlemiş ve Bulgar Meclisinde bu antlaşma 27.05.1926 tarihinde aynen kabul edilmiştir.Yine Türkiye ile Bulgaristan arasında Zorunlu göçten sonra imzalanan 1992 Dostluk Antlaşması ile taraflar arasında bulunan sorunların çözümünde kararlı oldukları ve mülkiyet,sosyal ve insani sorunlar gibi hususların mütekabiliyet esasına göre çözüme kavuşturulacağı dile getirilmektedir.Bulgarların iddialarının aksine her iki antlaşmada da konuların herhangi birinin öncelikle takvime bağlanarak çözülmesi öngörülmemiştir, antlaşma hükümlerine göre sorunlar karşılıklı olarak çözüleceği açıktır.

raped in front

raped japan girl

raped in clothes

raped japanese soldier girl hard

raped in public

Bulgaristan Türkiye hariç bütün diğer Balkan ülkeleriyle Sosyal Güvenlik antlaşmaları imzalamıştır. Diğer sorunlar da göçe zorlanan ve halen Bulgaristan vatandaşlığını da muhafaza eden Türklerin hak edişleri,Sosyal ve ekonomik Haklarıdır.Yine Türkiye’de ikamet eden ve Bulgaristan’dan emekli maaşı alan veya sosyal haklarını aramak isteyen veya mülklerini satmak için Bulgaristan’a giden soydaşlarımız iyi niyet ve komşuluk ilişkileriyle bağdaşmayan sorunlarla karşılaşmaktadırlar.Eski rejim dönemindeki uygulamalarla ilgili Türk isimlerinin geri alınması,şikayet,hak arama ve tazminat talebinde bulunanlara ise hak arama ve yargı yolu zorlaştırılmış,farklı uygulamalar getirilmiş ve (19) şikayetlerde dilekçelerine cevap dahi verilmediği yönünde duyumlar alınmaktadır.İki ülke arasında ayrıca vize sorunu,ticarette kısıtlamalar,transit geçişlerde çıkartılan engeller ve faili meçhul saldırılar,Türk TIR’ taşımacılarına uygulanan kısıtlamaları sayabiliriz.

Bulgaristan Meclisinden geçen ve yürürlüğe giren,seçim kanununda yapılan bir değişiklikle “Avrupa Birliği ülkelerinde oturmayan Bulgar Vatandaşları seçimlerde oy kullanamazlar” şeklindeki kanunla özellikle Türkiye’de ikamet eden ve çifte vatandaşlık statüsü bulunan soydaşlarımızın seçimlerde etkili oldukları düşünülerek için oy kullanma hakları engellenmiştir. AB üyesi ülkeler dışında yoğun şekilde Bulgar vatandaşlarının yaşadığı tek ülke olan Türkiye devre dışı bırakılmıştır.Alınan bu karar Demokrasiye ve insan haklarına tamamen aykırıdır.

Bulgaristan’da yetkililerin Türkiye aleyhine beyanları yazılı ve görsel basında artmıştır.Türkiye ve Türkler aleyhine yayınlar çoğalmış ülke içindeki Futbol müsabakaları esnasında Stadyumlarda Türk Bayrakları yakılmakta, düşmanlık körüklenmektedir. Irkçı partiler kurulmuş,bunlardan ikisi Türkleri tek hedef haline getirmiştir.Yine sahibinin ermeni olduğu bir TV kanalı açılıp faaliyete geçmiş ve Türk aleyhtarlığında öncü rolü üstlenmiştir.Demokrasiye geçişte Bulgaristan’da oluşturulan ve örnek gösterilen etnik barış modelini bu yeni oluşumlar tahrip etmekte ve Türk ve diğer azınlıklara karşı kin ve nefret duyguları alenen körüklemektedir.Halen antlaşmalara rağmen,Bulgaristan’da Anayasada ve diğer yasalarda Türk azınlığı kavramı yer almamaktadır,ülke nüfusunun 1/5 ini teşkil etmesine rağmen Türk azınlığı sadece “etnik grup”şeklinde ifade edilmektedir.

Türkiye ve Bulgaristan arasında ikili ve çok taraflı antlaşmalarla güvence altına alınan İslam Vakıfları ile Türk-İslam azınlığının cemaat olarak Müftülük seçimi ve dini özgürlükleri kısıtlanması da bir başka sorun teşkil etmektedir.Osmanlı döneminden kalan ve tahrip edilen ve kaderine terk edilen Cami,vakıf ve tarih eserlerinin onarılmasına izin verilmemekte.Vakıf malları iade edilmemektedir.Bulgaristan’ın ikinci büyük şehri Plovdiv(Filibe)de 58 sekiz cami bulunmakta iken,bugün sadece ikisi ayakta ve biri İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından onarıldığı gün akşam tekrar tahribata uğramıştır.Camilerimiz konusunda Bulgaristan genelinde durum aynı olup,Vakıf ve vakıf mallarından eser kalmamıştır.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:

2008 yılından itibaren, Bulgaristan Avrupa Birliğinin daimi üyesi haline gelmiştir.Ancak AB Bulgaristan ile müzakere sürecinde bize yaptığı dayatmaları yapmamış,aksine çok hassas davrandığı azınlıklar konusunda Bulgaristan ile müzakerelerde,Türk azınlığın durumu hiçbir şekilde koşul haline getirmemiş,demokratik kültürel ve ekonomik hakları konusunda Bulgaristan’a hiçbir uyarıda bulunmamıştır. (20)

-Bulgaristan’daki Türk nüfus Uluslar arası antlaşmalara göre “azınlık” olarak tanımlanmasına rağmen seçme ve seçilme hakkı dışında bir hakka sahip olamamıştır.Öncelikle AB Kurum ve Antlaşmaları çerçevesinde Bulgaristan’daki “Türk azınlığı” Nüfus sayımı yaptırılarak tam olarak nüfusları uluslar arası gözlemciler gözetiminde tespit ve tescil ettirilmeli.

-Bulgaristan’da yaşayan Türklerin antlaşmalardan doğan ana dilde eğitim hakkının sağlanması ve okullarda zorunlu okutulması.

-Bulgaristan’ın 1985 yılında uyguladığı Asimilasyon politikaları ile değiştirilen isimlerinin mahkeme kararı aranmaksızın aynen iadesinin sağlanması ve yapılan uygulamaların bir etnik arındırma veya soykırım olduğunun tescili ve sorumluların Bosna olayında olduğu gibi cezalandırılmalarının sağlanması gerekmektedir.

-Mülkiyet meseleleri,göç edenlerin sosyal hakları ve diğer sorunlar antlaşmalara göre çözümlenmesi.Bu konularda STÖ’ ile sorunların çözümünde işbirliğine gidilmelidir.

-Bütün Balkan ülkelerinde bulunan,ancak ülkemizde hala kurulmayan Balkanlara yönelik sosyal,ekonomik,tarihsel ve kültürel çalışmalar yürütecek bir Balkan Araştırma Enstitüsü’nün İstanbul’da acilen kurulması gerekmektedir.

-Bulgaristan’da yaşayan Türk azınlığının sorunları Milli mesele haline getirilerek takip edilmeli ve iki ülke arasındaki ilişkilerle ve antlaşmalara göre çözümlemeye çalışılmalıdır.Bu mümkün olmadığı takdirde Antlaşmalardan doğan hakların sağlanması için BM,AB ve Uluslar arası Kurum ve Kuruluşlar düzeyinde ve Uluslar arası Mahkemelerde takip edilmesi ve gerektiğinde yaptırımlar uygulanması sorunların çözümünde faydalı olacağı görüşündeyiz. RUMELİ BALKAN FEDERASYONU GEN.BAŞK.YARDIMCISI AV.HÜSEYİN BASKIN

RUMELİ – BALKAN TÜRKLERİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
Adres : Sancaktepe Mahallesi İstanbul Caddesi No:5 Merkez İş Hanı K-2 Bağcılar / İstanbul
Telefon : 0212 435 28 22 Faks : 0212 435 28 23
E-posta : info@rumelibalkander.org

Categories: Fotoğraf | Leave a comment

raped girl gangbang avi

i need a dollar tensnake remix

raped housewife apartment collection 4

raped girls rapidshare

peer gynt suite for orchestra mp3

raped granny

raped in front of boyfriend

cama y mesa roberto carlos 4shared

Genel Kurul-13.02.2011

Categories: Fotoğraf | Leave a comment

GENEL KURUL İLANI

RUMELİ – BALKAN TÜRKLERİ

KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ

BAĞCILAR

 

Derneğimizin Üçüncü Olağan Genel Kurul toplantısı 6 Şubat 2011 Pazar günü, Saat 13.00’de Dernek Merkezimiz, Sancaktepe Mah. İstanbul Cad. Merkez İş Hanı No:5/2 Bağcılar/İSTANBUL adresinde aşağıda yazılı gündeme göre yapılacaktır.

         Belirtilen gün çoğunluk sağlanamadığı takdirde, ikinci toplantı 13 Şubat 2011 Pazar günü aynı gündemle, aynı  yer  ve saatte yapılacaktır.

         Üyelerimize duyurulur.

YÖNETİM KURULU

GÜNDEM
1. AÇILIŞ, YOKLAMA ve SAYGI DURUŞU
2. GENEL KURUL BAŞKANLIK DİVAN’IN SEÇİMİ
3. YÖNETİM VE DENETİM KURULU FAALİYET RAPORLARI OKUNMASI VE MÜZAKERESİ
4. YÖNETİM VE DENETİM KURULLARININ İBRASI
5. TAHMİNİ BÜTÇENİN GÖRÜŞÜLEREK ONAYLANMASI
6. YENİ YÖNETİM VE DENETLEME KURULLARININ ASİL VE YEDEK ÜYELERİNİN SEÇİMİ
7. DİLEK VE TEMENNİLER
8. KAPANIŞ

Categories: Fotoğraf | Leave a comment

HÖH Bağcılarda-10.03.2011

Bulgaristan HÖH Heyetinin İstanbul’da Federasyonumuzu ziyareti
 
 
Bulgaristan Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH) heyeti  10.03.2011/Perşembe akşamı İstanbul’da Rumeli Balkan Federasyonu’nun misafiri oldu. Bağcılar Rumeli Balkan Türkleri Derneği’nin  ev sahipliği yaptığı salonda  27 derneğin temsilcisiyle, öğrencilerden oluşan yaklaşık 150 kişi  Parti yetkililerine doğrudan soru sorarak görüş ve düşüncelerini paylaştılar. Dernek Başkanı Hüseyin Baskın’ın açış konuşmasını müteakiben,  Federasyon Genel Başkanı Süheyl ÇOBANOĞLU konuşmasında ;  “Bugüne kadar partinin Sivil Toplum Örgütlerine uzak durması nedeniyle oluşan boşluğun giderilmesi için atılan bu ilk adımın çok olumlu olduğu, toplumun geniş bir kesimini temsil eden üst çatı örgütü olan Konfederasyon  öncülüğünde Federasyonların muhatap alınmasının işin önemi ve ciddiyeti açısından daha verimli olacağı değerlendirildi. Çapı ve niteliği belirsiz bazı kişi ve derneklerin  bu konuları istismar etmelerine fırsat verilmemesi, Bulgaristan Türklerinin sorun ve ihtiyaçlarının çözümü için Konfederasyon ve Federasyonlarla  karşılıklı görüş alışverişinin herkesin yararına olacağı belirtildi.”  Bu organizasyona büyük bir özveriyle  ev sahipliği yapan  başta Dernek  Başkanı Hüseyin Baskın olmak üzere Dernek yöneticilerine teşekkür ederiz. HÖH Teşkilatlanmadan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ruşen Riza başkanlığındaki heyet, ileriye dönük birlikte çalışmanın öneminden bahsederek, iki ülkenin halkları, özel sektörü ve sivil toplum kuruluşları arasındaki ortaklaşa ilişkilerin daha iyi ve yapıcı bir seviyeye getirilebilmenin yolları Kültür, turizm ve spor gibi konuları anlattı.                9 kişilik HÖH heyeti  Genel Başkan Yardımcısı Riza dışında MYK Genel Sekreteri Mustafa Karadayı, MYK üyesi Ayruş Hacı, Bulgaristan Millet Meclisi Türkiye ile Dostluk Grubu Başkanı Ramadan Atalay, Kırcaali Milletvekili Necmi Ali, Tırgovişte Milletvekili Erdoğan Ahmedov, Kırcaali İl Teşkilatı ve Cebel Belediye Başkanı Bahri Ömer, Parti Merkez Kurulu üyesi İsmet İsmail ve Genel Merkez Teşkilatlanma Dairesi Kalemi Saliha Emin.Çeşitli konuların yer aldığı görüşmede ağırlıklı olarak Bulgaristan asıllı göçmenlerin sorunları ele alındı.

İkamet teskeresi, çalışma izni, vatandaşlık ve vize sorunları gibi konular detaylı bir biçimde tartışıldı ve çözüm yolları arandı. Karşılıklı işbirliğinin nasıl daha sağlıklı ve sağlam zemine oturtarak yapılabileceğini yolları tartışıldı. Bunun yanında Hak ve Özgürlükler Hareketinde yaşanan son olaylar ve mevcut durum dernek temsilcilerine duyuruldu. Ayrıca iktidar tarafından Bulgaristan’da yeni kabul edilen Seçim Yasası hakkında detaylı bilgi sunuldu. Görüşmenin diğer bir önemli yanı da Bulgaristan’daki Türk Dili ve Edebiyatı, kültürü, geleneği ve göreneğinin mevcut durumu da ele alındı.

Ayrıca dernek yöneticileri tarafından bu tür toplantıların çok verimli olduğu dile getirildi. İlk defa bu denli büyük bir parti yönetiminin, Türkiye’de kendilerini ziyaret ettiğinin altını çizdiler. Bilahare Sivil Toplum örgütü temsilcileri HÖH heyetine genel olarak aşağıdaki soruları sordular. Federasyon Gen. Bşk. Süheyl ÇOBANOĞLU, konuların teknik ve hukuki ayrıntılar içermesi ve uzun olması nedeniyle sorularını yazılı olarak heyete verdi.

Mustafa Hacı- Güneşli Balkan Türkleri Derneği Başk.Yard.

Razgratta Pargalı İbrahim Paşa Camisine  8 yıllık iktidarınızda yaptığınız çalışmalar ve bundan sonra neler yapılabilir.

-Partiden ihraç edilenler hakkında bir açıklama yapabilirimsiniz?

Ali Kılıç-Sultanbeyli Dernek Başk._Biz Partimize her türlü desteği sağladık,parti de bize destek versin,görüşsün.

Bahri Gönülkırmaz -Kırcaaliler Dernek Bşk.-Türkiye ile ilişkileri ne şekilde düzenlemek istiyorsunuz? Partinizin son tablosunu çizermisiniz?

Nizamettin Yumurtacı-Kartal Balkanlılar Derneği-Kongrenize geldiğimizde Dernek temsilcilerine neden hiç söz hakkı verilmedi? Derneklerimize karşı ilgisizsiniz.

Aydın Zayim- Bağcılar R.Balkan Türkleri Derneği Başk.vek.-Türkiye’den Bulgaristan’da okumaya giden Çift Vatandaş veya Türk Vatandaşlarının çocuklarının sorunları ile ilgili Partiniz hangi çalışmaları yapıyor?

Zakir Uzay-Tüzüğünüzde Türk kelimesi yok bunu açıklarmısınız?

Bulgaristan’daki Türk Kültür Merkezleri hakkında bilgi istiyorum.

Mehmet Cebeci- Çorlu Bisader Derneği Başk.HÖH’ teki iç sıkıntıları anlatırmısınız?Seçimlerde Türkiye’de açılacak sandıklar hakkında bilgi verirmisiniz?

Rıdvan Mutlu –Esenyurt Rumeliler ve Trakyalılar Derneği.-Bulgaristan doğumlular, Bulgaristan’a davetiyesiz girebilecek mi? Toplum Gazetesi ne durumda, Nazım Hikmet Tiyatrosu hakkında bilgi verirmisiniz ?

Fikret Özgür-Trakya ve Balkanlılar Derneği-Türkçe okuyan sayısındaki düşüşü ne gibi çalışmalarla durdurabilirsiniz.20 senede Türk Düşmanlığı neden bu kadar arttı?

CEVAPLAR: 

 

Ruşen Rıza-HÖH Başk. Yardımcısı – Partimiz Cami ve Kültür Merkezleri konusunda elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Müftülük konusundaki meseleleri yakından takip ediyoruz. Gazetemiz bir ay içinde çıkacak. Türk Dili konusunda Bulgaristan’daki milliyetçi akımlar engeller çıkartıyor, AB’de de milliyetçilik çoğaldığı için bu konuda bize yardımcı olmuyor. Bundan sonra Türkiye ile ilişkilerimizi Bulgaristan Derneklerimizi  temsilci kabul edip geliştireceğiz.

Bahri Ömer: HÖH Kırcaali İl Başkanı-Bulgaristan’daki bütün partilerin en büyük korkusu Türkiye’deki Bulgaristan göçmenlerinin Vatandaşlık alması. TC yardımcı olmazsa Dil ve Çeşitli konular çözülemez. Pr. Hayriye Hocanın kitapları ile çocukları okutuyoruz. Aydınlarımız Türkiye’ye göç ettikleri için, örgütlenme ve ikdirar için aydınlara ihtiyacımız vardı.4000 kadar genç Partimizce yetiştirildi, iktidarımızda çeşitli yerlere tayin edildi. Biz koalisyona girmesek gençlerimiz bu alanlarda çalışamazdı. Tiyatroyu yapmazlarsa kendi imkânlarımız ve Hoşgörülü Belediyeler birlikte yapmak için çeşitli çalışmalar yapıyoruz.

Kasım Dal konusuna girmek istiyorum(Çoğunluk bu konunun konuşulmasını talep etti). Kasım Dal hakkında basında çıkan gazete haberlerinin fotokopilerini sunuyorum. Bunlar olayı açıklıyor.(21-27.01.2011 tarihli Rodopi gazetesi-Boyko Borisov(Başbakan) bürosundan iktidardaki GERB Partisinin HÖH aleyhine bölme operasyonu ile “Türklere bazı görevler vererek Doğan’dan  %30 oy alacağız” bunun için Kasım Dal ve Mehmet Dikme kullanılacak v.s Vejdi Raşidov tek hedefi HÖH ve onu yıpratmak) 

Kasım Dal konusunda Partide tüm birimlerde, toplantılar yaptık ve bu kararı aldık. Partideki bu olaylar bizim dışımızdaki güçler tarafından yapılıyor. Partimizi bozma hareketleri ne kadar yapılsa da, ayakta kalacaktır kimsenin şüphesi olmasın. Kasım Dal bu Partide Kasım Dal oldu, tecrübesi yoktu, Partiyi kuranlardan olabilir ama onun bu partiye borcu var.(bu sözler üzerine bazı itirazlar oldu, RBF Başkanı ortamı sakileştirdi).

Nemci Ali-Kırcaali Milletvekili-Parti İktidarında (Koalisyon ortağı)yaptıklarını  anlattı, Yeni iktidar Sosyal ve Sağlık sigortasını özellikle artırdığını, kırmızı pasaportlarını aldıklarını, çifte vatandaşlığı engellemeye çalıştıklarını, buna partimizin izin vermediğini  söyledi. Türkiye Bulgaristan’ın NATO üyeliğini desteklediğini, ancak Bulgaristan Türkiye’nin AB üyeliği konusunda engeller çıkardığını söyledi. ATAKA partisinin yaptığı yanlış işlerden(İktidar pis işlerini onlara yaptırıyor) bahsetti.8 yıllık iktidarımızda  koalisyon ortaklığında çok büyük işler yaptıklarını, şu an herkesin bunu gördüğünü söyledi.

Vize konusunda Avrupa Parlamentosunda 3 Milletvekili bu konuyu gündeme getirdi, bu konuda çalışıyoruz.

Ana dilde eğitim konusunda biraz suçu kendimizde de arayalım, çünkü yeni okul açmak için talep yok.

 Ayruş Haci-HÖH  MYK  üyesi- (Bulgarca) Bizim sorunlarımızı bizden başka kimse çözemez diyerek sözlerine başladı, ilk olarak 1970 yıllarda Pomakların isimleri değiştirildiğinde Deliorman ve Kırcaali’de yaşayanlar bunu tahmin bile edemiyorlardı. Bulgarların tek isteği Tek Millet olmaktı. HÖH acıların meyvesi, Problemlerimiz HÖH Partisi ve Dernekler aracılığı ile çözülür.1990 yılına kadar millet olarak tamamen silinmiştik, Parti içi tartışmalarla  uğraşmayacağız, çalışacağız. Nisan ayında Sofya’da Akademisyenler Toplantısı  yapacağız hepiniz davetlisiniz. Nisan veya Mayıs ayında TUSKON gelecek Belediyelerimizi gezdireceğiz, iş imkânlarımızı konuşacağız.

 Özcan Pehlivanoğlu –RBF Başdanışmanı –Bu gün tarihi bir gün olduğunu, çünkü ilk defa aracılar olmadan HÖH Partisi RBF ile böyle geniş kapsamlı bir toplantı yapıyor. Katılımcıları ve Dernekleri Federasyon çatısı altında birleşmeye çağırdı. Türklerin hiçbir yerde bölünmeye haklarının olmadığını, Bulgaristan Türklerini kimsenin bölmeye hakkı olmadığını söyledi.

HÖH için yeri geldiğinde eleştirdiğini, ama onlar için gerekirse canımı verebilirim dedi.

 Toplantı RBF Başkanı Sayın Süheyl Çobanoğlu   tarafından yapılan teşekkür konuşması ile sona erdi.

 10.03.2011 PERŞEMBE BAĞCILARDA

HÖH ‘NİN BİLGİLENDİRME TOPLANTISINA KATILAN HÖH YETKİLİLER

 Ruşen RIZA- (HÖH Genel Başkan Yardımcısı)

Ramadan ATALAY               – HÖH Razgrad Milletvekili

Erdoğan AHMEDOV            – HÖH Eski Cuma(Tırgovişte) Milletvekili

Necmi ALİ                             – Kırcaali Milletvekili

Mustafa KARADAYI             - HÖH MYK Genel Sekreteri

Bahri ÖMER                         – HÖH Kırcaali İl Başkanı

Ayruş HACİ                           - HÖH MYK Üyesi

İsmet KAHRAMAN               - HÖH MYK Üyesi

Saliha EMİN                          – HÖH Türkiye Sorumlusu

Ceyhan İBRAMOV                - HÖH Gençlik Kolları Başkanı

Güneş MAHMUT                   - HÖH Gençlik Kolları Başkan Yard.

Turhan KARAKAŞ                 - Nikola Kozlevo Belediye Başkanı

Mustafa AHMEDOV               - HÖH Gençlik Kolları MYK Üyesi

raped in husband s presence

raped girls on video

as it is in heaven 2004 cd1 avi

raped japanese teen virgins

raped girlfriend

raped indian wife

 BAĞCILAR TOPLANTISINA KATILAN DERNEKLER(10.03.2011)

 1)    Bağcılar Rumeli Balkan Türkleri  Kül.ve Da.Der.

2)     Gebze-Darıca Bal. Türk. Derneği 

3)     Besyüzevler Rumeli Türk. Derneği                                         

4)     Deliorman Türkleri Derneği                                                    

5)      Avcılar Balkanlılar Derneği                                                       

6)      Esenyurt Balkanlılar Derneği                                                  

7)      Gürpınar Balkanlılar Derneği   

8)      Çerkezköy Balkanlılar Derneği                

9)      Altaylardan Tunaya Göç.Derneği                            

10)    Balkan İkt. Sos. Arş.DER

11)    Bisader Çorlu Şb.

12)    İstanbul Trakyalılar Kültür ve Day.Derneği

13)     Güneşli Trakyalılar Derneği

14)    Beykoz Trakyalılar D.

15)    Kartal Balkanlar Derneği  

16)    Güneşli Balkan Türkleri Dayanışma Derneği

17)    Esenyurt Rumeliler ve Trakyalılar Derneği

18)    Esenyurt Kırcaalililer Derneği

19)    Trakya ve Balkanlılar Dayanışma ve Kültür Derneği

20)    Sultanbeyli Balkan Göç. Kült.ve Day. Derneği

21)    Sefaköy Trakya ve Balkanlılar Derneği

22)     Balkan Türkleri Derneği

23)     Makedonyalılar Sosyal Yard.ve Day.Derneği

24)    Kağıthane Balkan Türkleri Der.

25)     Kağıthane Ru.Bal.Tra.Der.

26)    Eyüp Rumeli Türkleri Derneği

27)    Şumnu Kültürevi Der.Türkiye temsilcisi

raped in bus

raped japan porn wupload

raped japanes girls

raped guy

edgey Categories:
Fotoğraf
| Leave a comment

Forum

Forum

Categories: Fotoğraf | Leave a comment

Kartepe Gezisi

Kartepe Gezisi : 23 nisanda..

Categories: Fotoğraf | Leave a comment

Kadınlar Gününü kutladık-07.03.2011

Categories: Faaliyetler | Leave a comment

Merhaba dünya!

WordPress’e hoş geldiniz. Bu sizin ilk yazınız. Bu yazıyı düzenleyin ya da silin. Sonra blog dünyasına adım atın!

Categories: Fotoğraf | Leave a comment